Şevval  Kurnaz Ünyılmaz

Uzm. Kl. Psk. Şevval Kurnaz Ünyılmaz

Türkiye, İstanbul

Bilişsel Davranışçı Terapi - Aile Danışmanlığı- Çocuk/Ergen/Yetişkin Danışmanlığı

4.8
(40 Yorum)

Uzman Hakkında

2022 yılnda İstanbul Işık Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. İstanbul Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı onur öğrencisi olarak tamamladım.

Eğitim

  • Işık Üniversitesi - Lisans
  • Üsküdar Üniversitesi - Yüksek Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Çocuk ve Ergenlerde BDT
  • Aile Danışmanlığı
  • Yeme Bozukluğunda Diyalektik Yaklaşımlar

Uzmanlık Alanları

Obsesif Kompulsif Bozukluk
Travma ve TSSB
Yeme Bozuklukları
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Mindfulness/ Farkındalık
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Aldatılma
Duygusal Yeme
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Zaman Yönetimi
Aile İçi Şiddet
Akran Zorbalığı
Dikkat Eksikliği
Çift Terapisi
Varoluşsal Kaygılar
Narsistik Kişilik
Bağımlılıklar
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

Cevaplar (177)

Merhaba,Erkek arkadaşınızın son aylarda sergilediği bu yoğun ilgi, özveri ve bağlılık içeren davranışlar, aslında basit bir arkadaşlığın ötesinde derin bir sevgi ve romantik bir ilginin güçlü işaretlerini taşımakta gibi görünüyor. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk; yakınlık (samimiyet), bağlılık ve tutku olmak üzere üç ana bağdan oluşur. Arkadaşınızın sizi saatlerce dinlemesi, hayatınızın her detayını merak etmesi ve en özel şeylerini size anlatması, yakınlık bağının üst seviyede kurulduğunu gösterir. Birine sırların açıklanmasının ve özel paylaşımların olmasının ikinci bağın (bağlılık) da kurulduğuna işaret ettiğini biliriz. Aranızdaki büyük güven ve zarar gelmeyeceğini bilme hissiniz, bu bağın sağlamlığını doğrular aslında. Sternberg, aşkın başlangıç aşamasının hoşlanma olduğunu, sonrasında yakınlık ve arkadaşlık duygusunun kazanıldığını, en son aşamanın ise artık arkadaşlıkla olmayacak bir şey olan itiraf ve tutku aşaması olduğunu söyler. Arkadaşınızın sizi farklı yollardan etkilemeye çalışması, bu son aşamaya geçiş çabası olarak yorumlanabilir. Nevzat Tarhan'a göre ise: Aşkı sevgiden ayıran en önemli özellikler sadakat, bağlılık ve şefkattir. Şefkat hisseden kişi, sevdiği insanı ne pahasına olursa olsun mutlu etme peşindedir. Arkadaşınızın 10 saat çalışıp yorulmasına, hatta kötü bir dönemden geçmesine rağmen size öncelik vermesi ve uykusuz kalma pahasına sizi dinlemesi, bu karşılıksız şefkatin somut örneğidir. Bir kişiyi her şeyiyle kabul etmek ve ilişkiyi besleme isteğinin ön planda olması hali "rağmen sevgisi" olarak tanımlanır. Tartışmalarda suçsuz olsa bile özür dilemesi ve konuyu uzatmaması, egoyu değil ilişkiyi ve ruhu besleme isteğinin bir göstergesidir. Her gün aradığı saatlerde aramadığında hissettiğiniz huzursuzluk ve üzüntü, biyolojik ve psikolojik olarak açıklanabilir. Aşık olma süreci beyinde bağımlılıkla benzer mekanizmaları (dopamin, oksitosin ve vazopressin artışı) tetikler. Kişinin yokluğu veya alışılmış ilgi döngüsündeki aksamalar, bu kimyasal akışın kesilmesi nedeniyle bir tür yoksunluk hissi ve duygusal dalgalanmalar yaratabilir. Bu belirsizlikte huzursuz olmanız, sizin de ona karşı romantik duygular geliştirmiş olabileceğinizi gösterir. Eğer karşılıklı bir çekim hissediyorsanız, samimiyet ve bağlılık aşamaları tamamlanmış olan bu ilişkinin tutku aşamasına geçmesi muhtemeldir. Sonuç olarak; yorgunluğuna, öfkesine veya uykusuzluğuna rağmen sizi her şeyin merkezine koyan birinin davranışı, aslında sıradan bir arkadaşlık değil; olgun, fedakâr ve romantik temelli bir aşk gibi duruyor. Ancak tüm bunlar tamamen bahsettikleriniz üzerinden yola çıkılan ihtimallerdir. Kesin bir içerik içermez. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhaba,20 yaşındasınız ve bu dönem psikoloji literatüründe beliren yetişkinlik olarak adlandırılan, kimlik keşfinin ve kararsızlıkların en yoğun yaşandığı evrelerden biridir. Yaşadığınız bu kafa karışıklığı ve hissettiğiniz değişimler, bu gelişimsel sürecin doğal bir parçası olabileceği gibi ilişkinizin içsel dinamikleriyle de yakından ilişkilidir. 20’li yaşların başı, bireyin iş, eğitim ve romantik ilişkiler üzerinden kimliğini anlamaya çalıştığı bir olasılıklar dönemidir. Bir aydır staj yapmaya başlamanız, hayatınızda yeni bir sosyal çevre ve sorumluluk alanı açmış olabilir. Bu tür hayat değişiklikleri, beliren yetişkinlerin mevcut ilişkilerini ve gelecek hayallerini yeniden sorgulamasına neden olabilir. İlişkinin ilk yılının ardından gelen, onun size çok iyi davrandığı ve her şeyin yolunda gittiği "otomatik pilot" dönemi konfor dönemi gibi düşünebilirsiniz. Şu an hissettiğiniz memnuniyetsizlik hali, bir büyüme döngüsüne girdiğinize işaret ediyor olabilir. Bu dönemlerde partnerlerin birbirlerinin ihtiyaçlarını yeniden değerlendirmesi gerekir; aksi takdirde monotonluk ve küçük kusurların göze batması kaçınılmazdır. Partnerinizin sürekli tekrarlayan şakalarından veya muhabbetinden usanmaya başlamanız, ilişkide monotonlaşmanın ve heyecanın bitmesinin belirtileri arasındadır. Duyguların silikleşmesi ve bir zamanlar sorun olmayan davranışların artık tepki uyandırması (veya usanma yaratması) uzun süreli bir aşınmanın sonucudur. İlişkinizin 3,5 yılı devirmesi ve geçmişte kurulan hayallerin hala var olması, adanmışlık boyutunun güçlü olduğunu gösterir. Ancak Sternberg’in "Üçgen Aşk Kuramı"na göre, yakınlık ve tutkunun azalıp sadece hayallerin ve bağın kalması durumu "arkadaşça aşk" veya sadece sorumluluk hissinin kaldığı boş aşk türüne evrilebilir. "Onu seviyorum" derken kastettiğiniz, tutkulu bir aşktan ziyade geçmişin hatırasına ve partnerinizin size verdiği değerin yarattığı güvene duyulan bir sevgi (sevgi) olabilir. İlişkiye ara verme kararınız, birlikteyken ve birlikte değilken nasıl hissettiğinizi gözlemlemek adına size bir perspektif sağlayabilir. Eğer bu kafa karışıklığı sadece monotonluktan kaynaklanıyorsa, mesafe özlemi tetikleyebilir. Ancak temel sorunlar (çekiciliğin kaybolması veya dış etkilere açıklık) devam ederse, ara vermek genellikle nihai bir ayrılığın ön hazırlığı niteliği taşıyabilir. Partnerinizin geçmişteki sıcak-soğuk tavırları sizde kaygılı bir bağlanma yaratmış ve başlangıçta sizi ona daha çok itmiş olabilir. Ancak o düzelip ilişki durağanlaştığında ve siz yeni bir hayat evresine (staj/yetişkinlik) geçtiğinizde, bu güvenli hali size sıkıcı gelmeye başlamış olabilir. Kendinize şu soruyu sormanız yardımcı olabilir: Partnerinizin kişiliğinden ve size olan davranışlarından mı mutsuzsunuz, yoksa onunla geçirdiğiniz hayatın artık size dar gelmesinden mi? Eğer sorun iletişimle çözülebilecek bir monotonluksa, açık bir konuşma çözüm olabilir; ancak sorun partnerinizin varlığına karşı duyulan bir tahammülsüzlükse, bu duygusal bir kopuşun işareti olabilir. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhabalar,Pek çok ebeveyn gibi siz de "mutsuz bir evliliği çocuk için sürdürmeli miyim?" sorusunu soruyorsunuz. Araştırmalar, boşanmanın tek başına çocuk üzerinde kaçınılmaz bir olumsuz etkisi olmadığını, asıl belirleyici olanın ebeveynler arasındaki çatışmanın miktarı ve ilişkinin kalitesi olduğunu göstermektedir. Sürekli çatışmanın, düşmanca davranışların ve ebeveynler arasındaki uyumsuzluğun olduğu bir ev ortamı, çocukların psikolojik uyumunu boşanmadan daha fazla olumsuz etkileyebilir. Çocuklar, ebeveynlerinin tartışmalarını sağlıklı çözemediğini gördüklerinde bunu model alırlar. Çocuklar için en ideal ortam, anne-babanın aynı çatı altında olduğu az çatışmalı bir ailedir. Ancak evlilik sürse bile yoğun çatışmanın devam etmesi çocukta depresyon, anksiyete ve düşük benlik saygısına yol açabilir. Eşinizin ailesinin müdahalesi ve eşinizin sizi koruyamaması, kök aile ile sınırlar çizilememesi olarak tanımlanır. Türk aile yapısında kök ailelerin evliliğe müdahalesi en önemli boşanma nedenlerinden biridir. Eşinizin evlendikten sonra önceliği kurduğu yeni yuva olmalıdır; dışarıdan yönetilen bir evlilik temelleri zayıf bir bina gibidir. Eşiniz "ailene sınır koy" dediğinizde bunu "ailemle görüşme" olarak algılıyor olabilir. Oysa sınırlar bir saldırı aracı değil, mülkiyetinizi (yuvanızı) koruma yöntemidir. Eşinizin teyzesinin hakaretlerine "bir şey diyemem" demesi, onun "ayrılma ve bireyselleşme" sürecini tamamlayamadığını, hala kök ailesinin otoritesi altında hissettiğini gösteriyor olabilir. Eşinizle yaşadığınız konuşup çözememe ve sonrasında "dırdır ediyorsun" suçlaması tipik bir iletişim döngüsüdür. Eşinizin "uykum var sonra konuşuruz" diyerek konuyu geçiştirmesi ve çözüme ulaştırmaması bir duvar örme davranışıdır ve ilişkiye en çok zarar veren iletişim hatalarından biridir. Siz duyulmadığınızı hissettikçe konuyu tekrar açıyor, o ise bunu baskı olarak görüp daha çok geri çekiliyor olabilir. Bu durumda sorun tek bir kişi değil, ikinizi de içine çeken bu döngüdür. Suçlayıcı "sen zaten hep böylesin" cümleleri savunmayı artırır. Bunun yerine "Bu olay olduğunda ben kendimi çok kırılmış ve yalnız hissediyorum" gibi kendi duygu ve ihtiyaçlarınıza odaklanan bir dil kullanmak savunmayı azaltabilir. Duygularınızı Sahiplenin: Eşinizin sizi anlamasını beklemek yerine, kendi kırgınlığınızın ve ihtiyaçlarınızın sorumluluğunu alın. Savaşmak Yerine "Birlik" Mesajı Verin: Ona "ailen mi ben mi" gibi bir rest çekmek yerine, "Biz bir aileyiz ve dış müdahaleler bizi yıpratıyor, yuvamızı beraber korumalıyız" mesajını verin. Tartışmaların hararetli olduğu anlarda değil, ikinizin de sakin olduğu soğuk zamanlarda ihtiyaçlarınızı dile getirin. Çocuğunuz için mutsuz bir evliliği sürdürmek, eğer evdeki çatışma ve huzursuzluk çözülmüyorsa çocuğunuza yarardan çok zarar verebilir. Karar vermeden önce eşinizle bu sorunları (tercihen bir uzman eşliğinde) yapılandırılmış bir şekilde çözmeyi denemeniz, her iki tarafın da sorumluluk almasını sağlamak açısından önemlidir. Sevgilerle

Devamını Oku...

Merhabalar,İlişkilerde kıskançlık çoğu zaman aşırı sevginin bir ifadesi gibi görünse de, temelinde genellikle sevilen kişiyi kaybetme korkusu yatar. Sizin de belirttiğiniz kaybetme korkusu ve ince düşünme hali, partnerinize karşı kıskançlığınızın artmasına neden oluyor olabilir. Bu duygu bazen kişinin kendine duyduğu güvensizlikten veya geçmişteki olumsuz deneyimlerinden (hassas alarm sistemi) kaynaklanabilir. Sürekli açıklama beklemeniz, eşinizin kendisini kapana kısılmış hissetmesine yol açmış olabilir ki bu, kıskançlığın yarattığı tipik bir kısır döngüdür. Eşinizin Instagram geçmişinde gördüğünüz videolar konusundaki savunması teknik olarak mümkündür. Instagram Keşfet algoritması, kullanıcının geçmiş etkileşimlerine, beğeni, yorum ve hatta bir videoya ne kadar süre baktığına göre kişiselleştirilmiş bir akış sunar. Bir videonun üzerine düşmesi ya da bir arkadaşının hesabı üzerinden yapılan aramalar algoritmayı etkileyebilir. Eşinizin bu durumu inkar etmemesi ancak yapmadığını söylemesi dürüst bir yaklaşım olabilir; nitekim algoritma bazen istemediğiniz içerikleri de karşınıza çıkarabilir. Eşinizin hesabı tamamen kapatması ve size daha fazla özen göstermeye başlaması, ilişkinizdeki güveni onarma ve duygusal yakınlığı sürdürme çabası olarak görülebilir. Eşinize "Neden baktın?" diye sormak onu savunmaya iter. Bunun yerine "Bu durumu nasıl çözebiliriz?" veya "Kendimi daha güvende hissetmem için ne yapabiliriz?" gibi "biz" dilini kullanan yapıcı sorular yöneltmeyi deneyebilirsiniz. Sadece suçlamak veya kanıt göstermek yerine, hissettiğiniz korku ve incinmişliği doğrudan paylaşmak eşinizin sizi daha iyi anlamasını sağlayabilir. Eşinizin eve daha özenli gelmesi, dışarı çıkarması ve cinsellikte sorun olmaması ilişkinizin güçlü yanlarıdır. Bu çabalarını takdir etmek, onun kendisini değerli hissetmesini sağlar ve aranızdaki bağı güçlendirir. Eşinizin hesabı kapatması ve sizin hassasiyetinize uygun davranmaya çalışması, sizi kaybetmek istemediğinin ve sevdiğinin güçlü bir kanıtı olarak değerlendirilebilir. Güvenin bir günde değil, zamanla ve tutarlı davranışlarla yeniden inşa edileceğini unutmamak önemlidir. Sevgilerle

Devamını Oku...