Annem üzerime geldiğinde kendimi nasıl savunabilirim?
Bu soru 2 Eylül 2026 10:55 tarihinde Psikolog Ecem Bakıner tarafından cevaplandı.
- Paylaş:
Merhaba sevgili danışan,
Anlattıklarınızdan ne kadar yorulduğunuzu, zorlandığınızı ve zaman zaman çaresiz hissettiğinizi görebiliyorum. Özellikle çocukluktan itibaren ilk bakım verenlerimiz tarafından maruz kaldığımız baskı, eleştiri ve şiddetin yetişkinlikteki ilişkilerimiz ve kendimize bakışımız üzerinde iz bırakması oldukça anlaşılır bir durum. Yazdıklarınızı birlikte ele alalım isterim.
Çocuklukta ilk bakım verenlerden beklediğimiz en temel şeylerden biri, koşulsuz sevgi ve güven duygusudur. Ancak sizin anlattıklarınızda sevginin zaman zaman başarıya, davranışlarınıza ya da annenizin beklentilerine uyum sağlamanıza bağlıymış gibi deneyimlendiğini görüyorum. Fiziksel ve duygusal şiddet de bunun üzerine eklendiğinde, çocuğun kendisini “Yeterince iyi olursam sevileceğim.” gibi bir düşünce içerisinde bulması mümkün olabilir. Yetişkinlikte ilişkilerde yaşanan kaygıların ve onay ihtiyacının bununla ilişkili olması da mümkündür; ancak bunu tek bir nedene bağlamak doğru olmayacaktır.
Burada özellikle dikkat çekici olan noktalardan biri, annenizin bugün de hayatınız üzerinde oldukça belirleyici olması. Çocukken onun söyledikleri sizin için yalnızca bir ebeveynin düşüncesi değil, dünyayı ve kendinizi anlamlandırdığınız önemli bir kaynaktı. Bu nedenle bugün söylediği “Yaşın geçti.”, “Kimse seni beğenmez.” veya “Sorun sende.” gibi cümlelerin sizi diğer insanların söyleyebileceğinden çok daha fazla etkilemesi anlaşılabilir. Fakat annenizin sizin hakkınızdaki değerlendirmeleri, sizin gerçeğiniz değildir.
Ablalarınızın evlenmiş olması da sizin hayatınızda bir eksiklik olduğu anlamına gelmez. Her insanın ilişkileri, hazır oluşu, karşılaştığı insanlar ve hayatının zamanı farklıdır. Evlilik bir yarış olmadığı gibi, belli bir yaşa kadar tamamlanması gereken bir görev de değildir. Sizin için önemli olan annenizin neyi uygun gördüğünden çok, sizin nasıl bir ilişki ve nasıl bir hayat istediğinizdir.
Annenizin narsistik bir kişilik bozukluğu olup olmadığını buradan söylemek mümkün değil; zaten böyle bir değerlendirme ancak bir uzman tarafından, kapsamlı bir değerlendirme sonucunda yapılabilir. Fakat annenize herhangi bir tanı koymadan da bazı davranışların sizin üzerinizde incitici ve sınır ihlal edici olduğunu kabul edebiliriz. Burada asıl önemli olan “Annem neden böyle davranıyor?” sorusundan biraz uzaklaşıp “Ben bu davranış karşısında kendimi nasıl koruyabilirim?” sorusuna yönelmek olabilir.
Bunun için ilk adımlardan biri sınır koymayı öğrenmek. Sınır koymak, karşımızdaki kişiyi ikna etmek veya onun davranışını değiştirmek anlamına gelmez. Asıl amaç, kendi sınırınızı belirlemek ve o sınır ihlal edildiğinde nasıl davranacağınızı bilmektir.
Örneğin anneniz “Hâlâ evlenemedin.” dediğinde uzun uzun kendinizi açıklamak yerine: “Evlilik konusunda böyle konuşulmasını istemiyorum.”
“Kimse seni beğenmez, artık yaşın geçiyor.” dediğinde: “Benim değerimi yaşım ya da bir erkeğin beni beğenip beğenmemesi belirlemiyor.”
Size istemediğiniz kişileri önermeye devam ettiğinde: “Bu konuda kararımı kendim vermek istiyorum. Bana bu şekilde eş adayı önermeni istemiyorum.”
Ve tartışma devam ederse: “Bu konu hakkında konuşmayacağım.” diyerek konuşmayı sonlandırabilirsiniz.
Burada önemli olan cümlenin ne kadar etkileyici olduğu değil, sizin onu ne kadar tutarlı biçimde sürdürebildiğinizdir. Anneniz ilk seferde durmayabilir, sizi suçlayabilir, “Ben senin iyiliğini düşünüyorum.” diyebilir veya konuyu tekrar açabilir. Böyle durumlarda yeni açıklamalar yaparak kendinizi savunmaya çalışmak yerine aynı sınırı sakin biçimde tekrar etmek daha işlevsel olabilir.
Bir diğer önemli nokta ise annenizin söylediklerini zihninizde onun sesi olarak ayırt edebilmeye çalışmak. Örneğin “Kimse beni beğenmez.” düşüncesi geldiğinde kendinize, “Bu benim düşüncem mi, yoksa yıllardır duyduğum bir cümlenin bende bıraktığı ses mi?” diye sorabilirsiniz. Çünkü annenizden psikolojik olarak ayrışmak, onu hayatınızdan çıkarmak değil; onun düşüncelerinin sizin düşüncelerinizle aynı şey olmadığını fark etmeye başlamaktır.
Maddi nedenlerle şu anda ayrı bir eve çıkamıyor olmanız da bu sürecin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Fiziksel olarak aynı evde yaşarken de psikolojik sınırlar oluşturabilirsiniz. Kendi kararlarınızı daha fazla kendiniz vermek, her kararınızı annenizle paylaşmamak, özel hayatınızla ilgili bazı bilgileri kendinize saklamak, kendi sosyal çevrenizi ve günlük rutininizi oluşturmak küçük ama önemli adımlar olabilir.
Örneğin kendi odanızda geçirdiğiniz zamanı artırmak, haftada bir gün mutlaka kendi istediğiniz bir planı yapmak, kendi paranızla kendiniz için bir şeyler almak, arkadaşlarınızla annenizin onayına ihtiyaç duymadan vakit geçirmek gibi küçük seçimler zaman içerisinde “Bu hayat bana da ait.” duygusunu güçlendirebilir.
Ve belki de bu süreçte kendinize hatırlatmanız gereken en önemli şeylerden biri şu: Annenizin sizi nasıl değerlendirdiği ile sizin kim olduğunuz aynı şey değildir. Onun sizi yetersiz bulması, sizin yetersiz olduğunuzu; onun evlilik konusunda acele etmenizi istemesi, sizin geç kaldığınızı göstermez.
Siz şu anda yalnızca annenizle sınır koymayı değil, çocukluğunuzdan beri annenizin sesiyle şekillenmiş olan kendi sesinizi yeniden bulmayı öğreniyor olabilirsiniz. Bu da bir anda gerçekleşmek zorunda değil. Küçük sınırlar, küçük kararlar ve kendi duygularınıza daha fazla güvenebilmek zaman içerisinde önemli bir ayrışma sağlayabilir.
Eğer imkanınız varsa, özellikle çocukluk yaşantılarınız, ebeveynleşme/simbiyotik ilişki, bağlanma örüntüleriniz ve sınır koyma güçlüğünüz üzerine çalışabileceğiniz bir psikologla psikoterapi süreci de bu ayrışmayı daha güvenli bir şekilde destekleyebilir.
Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman burada olacağım.
Sevgiyle Kalın
Psikolog Ecem Bakıner
Teşekkür ederim
Yasal Bilgilendirme: Bu içerik tanı ve tedavi niteliği taşımayan, genel psikolojik bilgilendirme amaçlıdır.