Psk. Ecem Bakıner
Türkiye, Adana
Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma
Uzman Hakkında
Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.
Eğitim
- Çağ Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- 22. Psikoloji Kongresi
- 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
- Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Şema Terapi
- BDT
Cevaplar (114)
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızı okurken üzerinizde ne kadar büyük bir yorgunluk, çaresizlik ve tükenmişlik olduğunu hissetmemek gerçekten mümkün değil. Sanki uzun zamandır omuzlarınızda taşıdığınız çok ağır bir yük var ve artık onu taşımaya gücünüz kalmamış gibi. .. Travma sonrası verilen tepkiler çoğu zaman tam da sizin anlattığınız şekilde kendini gösterebilir. Özellikle yalnız kaldığınızda, gün içinde bastırmaya çalıştığınız duygular bir anda yüzeye çıkabilir. Belki gün boyunca kendinizi meşgul ederek, güçlü durmaya çalışarak idare ediyorsunuzdur. Ancak kendinizle baş başa kaldığınız an sanki o duyguları tutan kapak açılıyor ve içinizde biriken her şey gözyaşlarıyla birlikte dışarı akıyor. Bu durum zayıf olduğunuz anlamına gelmez; çoğu zaman zihnin ve bedenin uzun süredir taşıdığı yükün artık kendine bir çıkış yolu bulmaya çalıştığını gösterir. Tetiklenmek de travmatik yaşantılarda sık karşılaştığımız bir durumdur. Bazen küçücük bir ses, bir koku, bir cümle ya da bir görüntü bile sizi istemeden yeniden o ana götürebilir. Sanki olay geçmişte kalmamış da hâlâ yaşanıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Eğer yaşadığınız olayı hatırlatan kişilerle, mekânlarla ya da herhangi bir durumla karşılaşmaya devam ediyorsanız, bu tetiklenmeler daha sık yaşanabilir. Böyle anlarda bedeniniz ve zihniniz, tehlike aslında geçmişte kalmış olsa bile, o günü yeniden yaşıyormuş gibi tepki verebilir. Elbette burada paylaştığınız bilgiler sınırlı olduğu için yaşadığınız olayın tam olarak ne olduğunu, bu sürecin sizin için nasıl bir anlam taşıdığını ya da bugün hâlâ hangi yönleriyle sizi etkilediğini buradan tahmin etmek çok zor. Bazen yaşanan olayın kendisinden çok, kişinin o olayı nasıl deneyimlediği; o anda kendini ne kadar yalnız, çaresiz, korkmuş ya da güvensiz hissettiği de yaşananların bugüne taşınmasında belirleyici olabiliyor. Bu nedenle buradan kesin bir değerlendirme yapmak ya da yaşadığınız güçlüğün kaynağına dair net bir şey söylemek doğru olmaz. Ancak yazdıklarınızı okurken hissettiğim şey; uzun zamandır taşınan ve belki de henüz güvenli bir şekilde işlenememiş yoğun bir duygusal yükün varlığı. Sürekli tetikleniyor olmanız, yalnız kaldığınızda duygularınızın yoğun bir şekilde ortaya çıkması ve yaşadığınız günü zihninizden uzaklaştıramıyor olmanız, bu sürecin yaşamınızı önemli ölçüde etkilediğini düşündürüyor. Bunun nedenini anlayabilmek ise ancak sizin hikâyenizi, yaşadığınız olayın ayrıntılarını, o dönemde neler hissettiğinizi ve bugün hayatınızın hangi alanlarını etkilediğini birlikte ele alarak mümkün olabilir. Dikkatimi çeken bir başka cümle ise "Kendim mi zorlaştırıyorum bilmiyorum. " oldu. Bu cümle aslında birçok kişinin yaşadığı ortak bir sorgulamayı yansıtıyor. Travmatik bir yaşantının ardından insanlar çoğu zaman "Artık bunu aşmış olmam gerekirdi. ", "Neden hâlâ böyle hissediyorum?" ya da "Demek ki ben güçsüzüm. " gibi düşüncelerle kendilerini suçlayabiliyorlar. Oysa yaşadığınız şey, çoğu zaman sizin isteğinizle oluşan ya da yalnızca iradenizle kontrol edebileceğiniz bir süreç değildir. Beynimiz travmatik bir olay yaşadığında, o anıyı her zaman sağlıklı bir şekilde işleyemeyebilir ve tehlike geçmiş olsa bile alarm sistemi çalışmaya devam edebilir. Bu nedenle bugün verdiğiniz yoğun duygusal tepkiler, zayıf olduğunuzu değil; zihninizin hâlâ yaşadığı deneyimi anlamlandırmaya çalıştığını gösterebilir. Ayrıca her insanın iyileşme süreci de birbirinden farklıdır. Aynı olayı yaşayan iki kişi bile onu aynı şekilde deneyimlemez. Geçmiş yaşam deneyimleri, kişilik özellikleri, o dönemde alınan sosyal destek, olayın kişi için taşıdığı anlam ve daha birçok etken bu süreci etkileyebilir. Bu nedenle kendi yaşadıklarınızı başkalarının iyileşme süreciyle kıyaslamamanız ya da "Ben neden hâlâ böyleyim?" diye kendinizi yargılamamanız oldukça önemlidir. Şu an yaşadığınız yükü tek başınıza taşımaya çalışıyor olmanız sizi daha da yoruyor olabilir. Bu nedenle, bir psikologtan destek almanız süreci tek başınıza omuzlamaya çalışmaktan çok daha güvenli ve iyileştirici olacaktır. Özellikle yaşadığınız olayın sizin üzerinizde bıraktığı etkileri güvenli bir terapi ortamında konuşabilmek, tetiklenmelerinizi anlamlandırabilmek ve bu yükü yavaş yavaş hafifletebilmek mümkün olabilir. Yardım istemek güçsüzlük değil; aksine, yaşadığınız acıya şefkatle yaklaşabilmek adına atılmış cesur ve değerli bir adımdır. Unutmayın; şu an kendinizi çaresiz hissediyor olabilirsiniz, ancak çaresiz hissetmek, gerçekten çaresiz olduğunuz anlamına gelmez. Bazen iyileşmenin ilk adımı, bu yükü artık tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı fark etmek ve o yükü güvenli bir ilişki içinde yavaş yavaş paylaşabilmektir. Aşağıya da, özellikle tetiklendiğinizi hissettiğiniz anlarda uygulayabileceğiniz egzersizler de ekleyeceğim. Dilerseniz uygulayabilirsiniz. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Öncelikle bu konuyu araştırmanız ve terapi yaklaşımlarını anlamaya çalışmanız, ruh sağlığınıza gösterdiğiniz özen açısından oldukça kıymetli. Sorularınızı tek tek yanıtlamak isterim. Bütüncül psikoterapi, tek bir terapi ekolüne bağlı kalmak yerine, danışanın ihtiyaçlarına göre farklı terapi yaklaşımlarından yararlanmayı esas alan bir terapi anlayışıdır. Burada önemli olan nokta, terapistin farklı teknikleri rastgele bir araya getirmesi değil; danışanın yaşadığı güçlüğü değerlendirerek bilimsel temeli olan yöntemleri uygun şekilde kullanmasıdır. Daha anlaşılır bir ifadeyle açıklamak gerekirse; bazı terapistler yalnızca Bilişsel Davranışçı Terapi, yalnızca Psikodinamik Terapi ya da yalnızca EMDR gibi belirli bir yaklaşımla çalışırlar. Bütüncül yaklaşımı benimseyen bir terapist ise, danışanın ihtiyacına göre Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodinamik Terapi, Duygu Odaklı Terapi, Gestalt, Varoluşçu Terapi gibi farklı yaklaşımların uygun tekniklerinden yararlanabilir. Örneğin bir seansta, sizi zorlayan olumsuz düşünce kalıpları üzerinde çalışılırken, başka bir seansta çocukluk yaşantılarınızın bugünkü ilişkilerinizi nasıl etkilediği ele alınabilir. Gerektiğinde duygu düzenleme becerileri, farkındalık çalışmaları, bedensel farkındalık egzersizleri veya ilişki örüntüleriniz üzerinde de durulabilir. Yani amaç, kişiyi yalnızca yaşadığı belirti üzerinden değil; düşünceleri, duyguları, davranışları, yaşam öyküsü ve içinde bulunduğu koşullarla birlikte bir bütün olarak değerlendirmektir. "Bütüncül psikoterapi için psikoloğa mı yoksa psikiyatriste mi gitmeliyim?" sorunuza gelirsek; eğer öncelikli beklentiniz psikoterapi almak, kendinizi daha iyi tanımak, yaşadığınız güçlüklerin nedenlerini anlamak ve bunlar üzerinde çalışmaksa, bu alanda çalışan bir psikologdan destek alabilirsiniz. Psikiyatristler ise tıp fakültesi mezunu hekimlerdir ve gerekli gördüklerinde ilaç tedavisi düzenleyebilirler. Bazı psikiyatristler aynı zamanda psikoterapi eğitimi alarak terapi de yürütmektedir. Hangi uzmanın daha uygun olacağı, yaşanan sorunun niteliğine göre değişebilir. Bazı durumlarda psikoterapi tek başına yeterli olurken, bazı durumlarda psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirme birlikte önerilebilir. Hangi sorunlarda bütüncül psikoterapi tercih edilebilir diye soracak olursanız; kaygı sorunları, depresyon, özgüven problemleri, ilişki sorunları, travmatik yaşantılar, çocukluk deneyimlerinin bugünkü yaşam üzerindeki etkileri, duygu düzenleme güçlükleri, yas süreci, stres, yaşam krizleri ve kişinin kendini tanıma süreci gibi pek çok konuda kullanılabilir. Burada önemli olan, terapistin hangi yaklaşımı kullandığından çok, yaşadığınız soruna uygun bir değerlendirme yapabilmesi ve bunu bilimsel temellere dayandırabilmesidir. Özgüven konusuna özellikle değinmek isterim. Evet, bütüncül psikoterapi özgüven sorunları üzerinde çalışabilir. Ancak özgüven eksikliği çoğu zaman tek başına ortaya çıkan bir durum değildir. Bazen çocuklukta alınan eleştirel mesajlar, bazen yaşanan travmalar, reddedilme deneyimleri, ilişkiler ya da kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği olumsuz inançlar özgüveni etkileyebilir. Bu nedenle burada özgüven eksikliği gibi görünen durumun altında ne gibi durumların yer aldığı da oldukça önemlidir. Bu nedenle terapi sürecinde yalnızca "özgüveninizi artırmaya" odaklanılmaz. Bunun yerine, "Ben yetersizim. ", "Ben sevilmeye layık değilim. ", "Hata yaparsam değerimi kaybederim. " gibi temel inançların nasıl oluştuğu, bugün hayatınızı nasıl etkilediği ve bunların yerine daha gerçekçi ve şefkatli bir bakış açısının nasıl geliştirilebileceği üzerinde çalışılır. Aynı zamanda kişinin güçlü yönlerini fark etmesi, sınır koyabilmesi, kendini daha sağlıklı ifade edebilmesi ve yeni deneyimler kazanması da terapi sürecinin önemli parçalarıdır. Son olarak şunu söylemek isterim ki; terapiyi etkili kılan yalnızca kullanılan yaklaşım değildir. Terapistin aldığı eğitim, deneyimi, sizinle kurduğu terapötik ilişki ve sizin ihtiyaçlarınıza uygun bir yol haritası oluşturabilmesi de en az terapi ekolü kadar önemlidir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızı okurken üzerinizde ne kadar ağır bir yük taşıdığınızı hissedebiliyorum. Gerçekten de uzun zamandır içinizde biriken büyük bir yorgunluk, kırgınlık ve hayal kırıklığı var gibi görünüyor. Bunun yanında, bu durum karşısında kendinizi çaresiz hissettiğinizi de düşünüyorum. Yazdıklarınızı birlikte biraz ele almak isterim. Anlattıklarınızdan, evliliğinizin ilk yıllarında her ne kadar zaman zaman tartışmalar yaşasanız da bunları konuşabildiğiniz, bir şekilde ortak bir noktada buluşabildiğiniz ve ilişkinizden genel olarak memnun olduğunuz bir dönem olduğunu anlıyorum. Ancak bir noktadan sonra bu denge değişmiş ve sanki aynı evin içinde yaşayan ama birbirine giderek yabancılaşan iki kişiye dönüşmüşsünüz gibi duyuyorum. Özellikle çocuklarınızın doğumundan sonra ilişkinizde belirgin bir değişim yaşandığını ifade ediyorsunuz. Çocuk sahibi olmak, çiftlerin yaşamında çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu süreçte anne ve baba rolleri ön plana çıkarken, bazen eş olma kimliği geri planda kalabiliyor. Yazdıklarınızdan da sanki eşinizin tamamen annelik rolünü benimsediğini, sizinle olan duygusal ve fiziksel yakınlığın ise giderek azaldığını hissediyorum. Ayrı odalarda uyumanız, birlikte vakit geçirmemeniz, ortak bir aktivitenizin olmaması ve artık sohbet etmekte bile zorlanmanız, bu uzaklaşmanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal olarak da yaşandığını düşündürüyor. Bir yandan da yalnızca aranızdaki mesafeden değil, ilişkinin içinde kendinizi giderek daha az değerli hissetmeye başlamanızdan söz ediyorsunuz gibi geldi bana. Fikirlerinizin eskisi kadar önemsenmediğini, eşinizin kararlarını sizinle paylaşmak yerine tek başına vermeye başladığını ve evinizde yaşanan özel durumları sizden önce yakın bir arkadaşına anlattığını ifade ediyorsunuz. Oysa bir ilişkinin içinde kişinin kendisini değerli hissetmesini sağlayan şeylerden biri de "Benim fikrim önemseniyor, benimle paylaşmayı tercih ediyor. " duygusudur. Bunlar zamanla azaldığında insan ister istemez "Ben bu ilişkinin neresindeyim?" diye sorgulamaya başlayabiliyor. Bunun yanında sürekli eleştirilmekten bahsediyorsunuz. Sürekli eleştirilen kişi bir süre sonra yalnızca yaptıklarının değil, varlığının da sorun olarak görüldüğünü hissetmeye başlayabilir. Özellikle eşinizin size "Evde olduğunda rahatsız oluyorum. " ya da "Akşamları evde olmayınca en azından kafa dinliyorum. " demesi tahmin ediyorum ki sizin için oldukça incitici olmuştur. Bir de bunun üzerine "Senden hamile kaldığım için pişmanım. " gibi çok ağır bir cümle duymuş olmanız, yalnızca o anı değil, ilişkinize dair umutlarınızı da derinden sarsmış olabilir. Böyle sözler çoğu zaman yalnızca öfkeyle söylenmiş cümleler olarak kalmaz; kişinin kendilik değerine ve ilişkideki yerine de dokunabilir. Burada aslında üzerinde durulması gereken bazı şeyler var gibi. Öncelikle iletişim dili. Evliliğin içerisinde tartışmalar sık yaşanabilir; çünkü iki yetişkin insanın her konuda aynı düşünmesi mümkün değildir. Ancak burada önemli olan yalnızca tartışmanın yaşanması değil, tartışmanın ardından ilişkinin nasıl devam ettiğidir. Peki sizin ilişkinizde tartışmalar bittiğinde ilk yıllarda neler olurdu? Karşılıklı özürler dilenir ve gerçekten o mesele çözüme ulaşır mıydı? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi davranılarak günlük hayata devam mı edilirdi? Bunu sormamın nedeni, ilişkinizin dinamiğinin hangi noktadan itibaren değişmeye başladığını birlikte anlamaya çalışmak. Çünkü bazen bugün yaşanan uzaklaşma tek bir olayın değil, zaman içinde konuşulamayan, çözülemeyen ve biriken kırgınlıkların sonucu olabiliyor. Bir yandan da şunu merak ettim; siz bu süreçte eşinize, yaşadığınız yalnızlığı ve ilişkinizde hissettiğiniz uzaklaşmayı onun davranışlarını eleştirmeden, tamamen kendi duygularınız üzerinden ifade edebildiniz mi? Örneğin "Sen benimle ilgilenmiyorsun. " demekten ziyade, "Son zamanlarda kendimi sana karşı çok uzak hissediyorum. " ya da "Bu evliliğin içinde kendimi yalnız hissediyorum. " diyebildiğiniz konuşmalar oldu mu? Eğer olduysa eşiniz bu konuşmalara nasıl karşılık verdi? Belki, bundan sonraki süreçte "Ben seninle tartışmak istemiyorum, sadece ne hissediyorum onu anlatmak istiyorum. Suçlamak için değil, anlamak için. Hazır hissettiğin bir zaman var mı, konuşabilir miyiz?" gibi bir dil kullanmak, hislerinizi daha güvenli bir şekilde ifade edebilmeniz açısından faydalı olabilir. Bir başka merak ettiğim nokta da şu; siz ne zamandan beri kendinizi bu evliliğin içinde ikinci planda hissetmeye başladınız? Bu his çocuklarınızın doğumundan sonra mı belirginleşti, yoksa aslında daha öncesinde de küçük küçük hissettiğiniz ama belki o dönem çok üzerinde durmadığınız kırgınlıklar var mıydı? Çünkü bazen ilişkiler bir anda bu noktaya gelmez. Küçük hayal kırıklıkları, konuşulamayan ihtiyaçlar ve zaman içinde biriken kırgınlıklar, fark edilmeden iki insanın birbirinden uzaklaşmasına neden olabilir. Son olarak şunu da merak ettim; eşiniz bu ilişkinin geldiği noktadan dolayı herhangi bir üzüntü ya da rahatsızlık dile getiriyor mu? Yoksa daha çok sizi eleştiren, mesafe koyan ve bu durumdan yalnızca sizin etkilendiğiniz bir tablo mu var? Bunun cevabı da oldukça önemli. Çünkü bazen iki kişi de aynı ilişkinin içinde mutsuz olabilir; ancak bunu ifade etme biçimleri birbirinden çok farklı olabilir. Şu an yazdıklarınız bana yalnızca eşinizle yaşadığınız anlaşmazlıkları değil, aynı zamanda uzun zamandır görülmemiş, duyulmamış ve ilişkinin yükünü tek başınıza taşıyormuş gibi hissettiğinizi düşündürdü. Belki de bu noktada en önemli şey, önce bu uzaklaşmanın nasıl başladığını ve bugün sizi bu noktaya getiren süreci birlikte anlamaya çalışmak olabilir. Çünkü bazen çözüm, hemen ne yapılacağını konuşmaktan önce, yaşananları tüm yönleriyle görebilmekten geçer. Eğer hem siz hem de eşiniz bu ilişkiyi sürdürmek ve yaşadığınız döngüyü anlamak konusunda istekliyseniz, bir psikologdan ya da çift terapistinden destek almayı da değerlendirebilirsiniz. Bazen uzun süredir tekrar eden iletişim döngülerini, kırgınlıkları ve birbirinizi duymayı zorlaştıran noktaları üçüncü bir kişinin rehberliğinde ele almak, birbirinizi yeniden anlayabilmeniz için güvenli bir alan sağlayabilir. Eğer eşiniz şu an buna hazır değilse bile, bireysel olarak bir psikologla görüşmeniz; yaşadığınız duyguları anlamlandırmanız, bu süreçte kendi ihtiyaçlarınızı fark etmeniz ve bundan sonraki adımlarınızı daha sağlıklı değerlendirebilmeniz açısından size destek olabilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner
Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan bu durumun sizi ne kadar üzdüğünü ve üzerinizde ne kadar büyük bir yük oluşturduğunu hissedebiliyorum. Sanki uzun zamandır bu belirsizliğin içinde tek başınıza çırpınıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyormuşsunuz gibi. .. Yazdıklarınızı birlikte ele almak isterim. 26 yıllık bir evlilik oldukça uzun bir süreç gerçekten de. .. Bu; içinde çok emek, çok anı ve belki de zaman zaman sessizce yutulan birçok duyguyu barındıran kocaman bir hayat aslında. Son bir yıldır da eşinizin sizi artık beğenmediğini, sevmediğini hissettiğinizi söylüyorsunuz. Bu, baş etmesi oldukça zor bir endişe olmalı. .. Hatta bunu kendisine sorduğunuzda da sizi tatmin eden bir cevap alamadığınızı, bazen ise hiç cevap alamadığınızı söylüyorsunuz. Aslında sorduğunuz soru oldukça açık ve doğrudan bir yerden geliyor. Çünkü zaman zaman "Hayatında biri mi var?" diye düşünmeye kadar gelmişsiniz ve bu da şüphelerinizi daha da artırmış gibi görünüyor. Cevap alamadıkça da zihniniz boşlukları doldurmaya çalışıyor; "Beni artık beğenmiyor mu?", "Beni sevmiyor mu?", "Hayatında biri mi var?", "Sorun bende mi?" gibi sorular zihninizi meşgul ediyor. Belirsizlik çoğu zaman insanı, kesin bir cevaptan daha fazla yorabilir. Bir cümleniz ise özellikle dikkatimi çekti: "İyi oluyorum suçlu, kötü oluyorum suçlu. " Bu cümleyi okurken, sanki ne yaparsanız yapın kendinizi yanlış yapan taraf gibi hissettiğinizi düşündüm. Uzun süre bu şekilde hissetmek, zamanla insanın hem kendisine olan güvenini hem de ilişkideki güven duygusunu yıpratabilir. Burada aslında ilişkinizin gidişatını daha iyi anlayabilmek adına sormak istediğim bazı sorular var. Evliliğinizin başlarında da buna benzer durumlar yaşanıyor muydu? Eğer yaşanıyorsa ne kadar süredir vardı? Yaşanmıyorsa, son bir yıl içerisinde ilişkinizi etkileyebilecek önemli bir olay, kırgınlık, stresli bir süreç ya da başka bir değişiklik yaşandı mı? Çünkü bazen ilişkilerde geçmişten gelen iletişim biçimlerimizi sürdürmeye devam edebiliriz ya da evlilik içerisinde yaşanan bazı olaylar eşlerin birbirinden duygusal olarak uzaklaşmasına neden olabilir. Eğer böyle bir durum olduysa, önce bunun farkına varmak ve sonrasında bu konu hakkında konuşabilmek önemli olabilir. Bunun yanı sıra, eğer belirgin bir sebep olmadan bu değişim başladıysa, yine bunu konuşmayı denemek iyi bir fikir olabilir. Ancak burada söze "Hayatında biri mi var?" gibi doğrudan suçlayıcı olabilecek bir yerden başlamak yerine, kendi duygu ve ihtiyaçlarınızı daha açık bir şekilde ifade etmek çoğu zaman daha sağlıklı bir iletişim kurulmasına yardımcı olabilir. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz:"Canım, seninle konuşmak istiyorum. Son bir yıldır bana karşı daha uzak olduğunu hissediyorum ve bu durum kendimi değersiz hissetmeme neden oluyor. Bana yaklaşmaman ya da aramızdaki mesafenin artması, artık beğenilmediğimi ve sevilmediğimi düşünmeme yol açıyor. Seni suçlamak istemiyorum. Sadece ne düşündüğünü ve neler hissettiğini açıkça duymaya ihtiyacım var. Birlikte birbirimize hissettiklerimizi daha açık konuşabilirsek kendimi daha güvende hissedeceğim. "Bu şekilde konuşmak hem karşı tarafın kendisini suçlanmış hissetmesini azaltabilir hem de sizin duygularınızı daha görünür hale getirebilir. Bir de şunu eklemek isterim. Yıllar içinde insanın bedeni, kilosu, sağlığı, enerjisi hatta hayata bakışı bile değişebilir. Uzun süreli evliliklerde bazen eşler birbirlerine alışabilir; iltifatlar azalabilir, sevgiyi gösterme biçimleri değişebilir. Bu da karşı tarafta "Artık beni beğenmiyor. " hissine dönüşebilir. Belki de eşinizin yaşadığı sıkıntı sizinle ilgili değil; kendi iç dünyası, işi, yaşı ya da başka bir yüküyle ilgili olabilir. Ancak bunu sizinle paylaşmadığında zihniniz doğal olarak boşlukları en kötü ihtimallerle doldurmaya çalışıyor. Yine de şunu bilmenizi isterim ki, bu durum böyle devam etmek zorunda değil. Evlilik içerisinde sevilmek, değer görmek, beğenilmek ve arzulanmak her insanın temel duygusal ihtiyaçlarından biridir. Bu ihtiyaçları hissetmeniz son derece doğal ve anlaşılır. Önemli olan, bunların eşler arasında konuşulabilir ve paylaşılabilir hale gelebilmesidir. Son olarak; sorduğunuz sorular bana, bu evliliği hâlâ önemsediğinizi ve ilişkiniz için çaba göstermeye devam ettiğinizi düşündürdü. Bu süreçte sadece ilişkinize değil, kendinize de küçük nefes alanları açmayı ihmal etmeyin. Sevdiğiniz bir uğraş, kısa yürüyüşler ya da size iyi gelen insanlarla vakit geçirmek, yaşadığınız yoğun duyguların biraz olsun hafiflemesine yardımcı olabilir. Çünkü bu süreçte sadece evliliğiniz değil, sizin kendinizle kurduğunuz ilişki de ilgi ve şefkati hak ediyor. Bu durumun hala sizi etkilediğini ve bu sürecin devam ettiğini hissederseniz, bir psikologla görüşerek de bu sürecin dinamiklerini birlikte anlamayı ve ilişkinizi güçlendirici adımlar atmayı da düşünebilirsiniz. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner