Ecem Bakıner

Psk. Ecem Bakıner

Türkiye, Adana

Psikoeğitim | İlişkiler | Bağlanma

5.0
(49 Yorum)

Uzman Hakkında

Ecem Bakıner, psikoloji lisans eğitimini 2025 yılında tamamlamış bir psikolog ve içerik üreticisidir. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı hedeflemekte; gelişim psikolojisi, çocukluk dönemi deneyimleri, bağlanma stilleri, duygusal ihmal, ebeveynleşme ve romantik ilişkiler üzerine çalışmalar yürütmektedir. TÜBİTAK (A-2209) destekli bir projede, çocuklukta ebeveynleşmenin yetişkin romantik ilişkiler üzerindeki etkisini inceleyen araştırma ekibinde yer almıştır. Akademik ve saha deneyimlerini, psikolojik bilgiyi daha erişilebilir kılmak amacıyla dijital platformlara taşımaktadır.

Eğitim

  • Çağ Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • 22. Psikoloji Kongresi
  • 1. Düzey Şema Terapi Eğitimi
  • Aile Danışmanlığı Uygulayıcı Eğitimi (Devam Ediyor)

Uzmanlık Alanları

Yas
Öfke Yönetimi
Duygular
Fobi
Aile Danışmanlığı
İlişki Sorunları
Çocuk ve Ergen Psikolojisi
Evlilik ve Evlilik Öncesi Konular
Flört Şiddeti
Aldatılma
Sınav Kaygısı
Kardeş Kıskançlığı
Kariyer Rehberliği
Çift Terapisi
Aile ve Çift Terapisi

Çalışma Ekolleri

  • Şema Terapi
  • BDT

Cevaplar (153)

Merhaba sevgili danışan,Anlattıklarınızdan ne kadar yorulduğunuzu, zorlandığınızı ve zaman zaman çaresiz hissettiğinizi görebiliyorum. Özellikle çocukluktan itibaren ilk bakım verenlerimiz tarafından maruz kaldığımız baskı, eleştiri ve şiddetin yetişkinlikteki ilişkilerimiz ve kendimize bakışımız üzerinde iz bırakması oldukça anlaşılır bir durum. Yazdıklarınızı birlikte ele alalım isterim. Çocuklukta ilk bakım verenlerden beklediğimiz en temel şeylerden biri, koşulsuz sevgi ve güven duygusudur. Ancak sizin anlattıklarınızda sevginin zaman zaman başarıya, davranışlarınıza ya da annenizin beklentilerine uyum sağlamanıza bağlıymış gibi deneyimlendiğini görüyorum. Fiziksel ve duygusal şiddet de bunun üzerine eklendiğinde, çocuğun kendisini “Yeterince iyi olursam sevileceğim. ” gibi bir düşünce içerisinde bulması mümkün olabilir. Yetişkinlikte ilişkilerde yaşanan kaygıların ve onay ihtiyacının bununla ilişkili olması da mümkündür; ancak bunu tek bir nedene bağlamak doğru olmayacaktır. Burada özellikle dikkat çekici olan noktalardan biri, annenizin bugün de hayatınız üzerinde oldukça belirleyici olması. Çocukken onun söyledikleri sizin için yalnızca bir ebeveynin düşüncesi değil, dünyayı ve kendinizi anlamlandırdığınız önemli bir kaynaktı. Bu nedenle bugün söylediği “Yaşın geçti. ”, “Kimse seni beğenmez. ” veya “Sorun sende. ” gibi cümlelerin sizi diğer insanların söyleyebileceğinden çok daha fazla etkilemesi anlaşılabilir. Fakat annenizin sizin hakkınızdaki değerlendirmeleri, sizin gerçeğiniz değildir. Ablalarınızın evlenmiş olması da sizin hayatınızda bir eksiklik olduğu anlamına gelmez. Her insanın ilişkileri, hazır oluşu, karşılaştığı insanlar ve hayatının zamanı farklıdır. Evlilik bir yarış olmadığı gibi, belli bir yaşa kadar tamamlanması gereken bir görev de değildir. Sizin için önemli olan annenizin neyi uygun gördüğünden çok, sizin nasıl bir ilişki ve nasıl bir hayat istediğinizdir. Annenizin narsistik bir kişilik bozukluğu olup olmadığını buradan söylemek mümkün değil; zaten böyle bir değerlendirme ancak bir uzman tarafından, kapsamlı bir değerlendirme sonucunda yapılabilir. Fakat annenize herhangi bir tanı koymadan da bazı davranışların sizin üzerinizde incitici ve sınır ihlal edici olduğunu kabul edebiliriz. Burada asıl önemli olan “Annem neden böyle davranıyor?” sorusundan biraz uzaklaşıp “Ben bu davranış karşısında kendimi nasıl koruyabilirim?” sorusuna yönelmek olabilir. Bunun için ilk adımlardan biri sınır koymayı öğrenmek. Sınır koymak, karşımızdaki kişiyi ikna etmek veya onun davranışını değiştirmek anlamına gelmez. Asıl amaç, kendi sınırınızı belirlemek ve o sınır ihlal edildiğinde nasıl davranacağınızı bilmektir. Örneğin anneniz “Hâlâ evlenemedin. ” dediğinde uzun uzun kendinizi açıklamak yerine: “Evlilik konusunda böyle konuşulmasını istemiyorum. ”“Kimse seni beğenmez, artık yaşın geçiyor. ” dediğinde: “Benim değerimi yaşım ya da bir erkeğin beni beğenip beğenmemesi belirlemiyor. ”Size istemediğiniz kişileri önermeye devam ettiğinde: “Bu konuda kararımı kendim vermek istiyorum. Bana bu şekilde eş adayı önermeni istemiyorum. ”Ve tartışma devam ederse: “Bu konu hakkında konuşmayacağım. ” diyerek konuşmayı sonlandırabilirsiniz. Burada önemli olan cümlenin ne kadar etkileyici olduğu değil, sizin onu ne kadar tutarlı biçimde sürdürebildiğinizdir. Anneniz ilk seferde durmayabilir, sizi suçlayabilir, “Ben senin iyiliğini düşünüyorum. ” diyebilir veya konuyu tekrar açabilir. Böyle durumlarda yeni açıklamalar yaparak kendinizi savunmaya çalışmak yerine aynı sınırı sakin biçimde tekrar etmek daha işlevsel olabilir. Bir diğer önemli nokta ise annenizin söylediklerini zihninizde onun sesi olarak ayırt edebilmeye çalışmak. Örneğin “Kimse beni beğenmez. ” düşüncesi geldiğinde kendinize, “Bu benim düşüncem mi, yoksa yıllardır duyduğum bir cümlenin bende bıraktığı ses mi?” diye sorabilirsiniz. Çünkü annenizden psikolojik olarak ayrışmak, onu hayatınızdan çıkarmak değil; onun düşüncelerinin sizin düşüncelerinizle aynı şey olmadığını fark etmeye başlamaktır. Maddi nedenlerle şu anda ayrı bir eve çıkamıyor olmanız da bu sürecin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Fiziksel olarak aynı evde yaşarken de psikolojik sınırlar oluşturabilirsiniz. Kendi kararlarınızı daha fazla kendiniz vermek, her kararınızı annenizle paylaşmamak, özel hayatınızla ilgili bazı bilgileri kendinize saklamak, kendi sosyal çevrenizi ve günlük rutininizi oluşturmak küçük ama önemli adımlar olabilir. Örneğin kendi odanızda geçirdiğiniz zamanı artırmak, haftada bir gün mutlaka kendi istediğiniz bir planı yapmak, kendi paranızla kendiniz için bir şeyler almak, arkadaşlarınızla annenizin onayına ihtiyaç duymadan vakit geçirmek gibi küçük seçimler zaman içerisinde “Bu hayat bana da ait. ” duygusunu güçlendirebilir. Ve belki de bu süreçte kendinize hatırlatmanız gereken en önemli şeylerden biri şu: Annenizin sizi nasıl değerlendirdiği ile sizin kim olduğunuz aynı şey değildir. Onun sizi yetersiz bulması, sizin yetersiz olduğunuzu; onun evlilik konusunda acele etmenizi istemesi, sizin geç kaldığınızı göstermez. Siz şu anda yalnızca annenizle sınır koymayı değil, çocukluğunuzdan beri annenizin sesiyle şekillenmiş olan kendi sesinizi yeniden bulmayı öğreniyor olabilirsiniz. Bu da bir anda gerçekleşmek zorunda değil. Küçük sınırlar, küçük kararlar ve kendi duygularınıza daha fazla güvenebilmek zaman içerisinde önemli bir ayrışma sağlayabilir. Eğer imkanınız varsa, özellikle çocukluk yaşantılarınız, ebeveynleşme/simbiyotik ilişki, bağlanma örüntüleriniz ve sınır koyma güçlüğünüz üzerine çalışabileceğiniz bir psikologla psikoterapi süreci de bu ayrışmayı daha güvenli bir şekilde destekleyebilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman burada olacağım. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan,Yazdıklarınızdan bu durumun sizi ne kadar bunalttığını görmemek elde değil. Özellikle her sene “bu sefer olmaz belki” demekten yorulmuş olmanız, bunun sizin için ne kadar tüketici bir döngü haline geldiğini düşündürüyor. Gerçekten, her yıl aynı şeyin yeniden yaşanıp yaşanmayacağını beklemek bile başlı başına yorucu olabilir. Her sene belli bir dönemde adeta kafanızda bir şalterin atması, hafıza ile ilgili zorlanmalar yaşamanız ve ardından bir yıl boyunca yaşadıklarınızı film şeridi gibi geriye doğru sararak tekrar yaşamanız kulağa hem çok yorucu hem de zaman zaman ürkütücü geliyor. “Zihnimin içinde sıkışıp kaldım” demeniz de aslında bu deneyimin sizin için ne kadar yoğun olduğunu çok güzel ifade ediyor. Burada size şu soruları yöneltmek isterim: Özellikle belirli zamanlarda olduğunu ifade ettiğinizde, bu dönemlerin sizin için özel bir anlamı var mı? Bu zamanlarda sizi zorlayan, üzen, öfkelendiren veya yoğun duygular hissetmenize neden olan olaylar yaşanıyor mu? Ya da bu döneme yaklaşırken kendinizde, düşüncelerinizde, duygularınızda veya bedeninizde fark ettiğiniz bir değişiklik oluyor mu? Sizin görüşünüze göre özellikle hangi zamanlarda bu durum ortaya çıkıyor? Yaşadıklarınıza başka bedensel veya zihinsel durumlar eşlik ediyor mu?Çünkü bazen zihin, bir noktada “artık fazla geldi” deyip kendini korumaya almaya çalışabilir. Yani sizin ifade ettiğiniz o “şalter atma” hâli, mutlaka bozulmuş bir mekanizma olduğu anlamına gelmeyebilir; belki de uzun zamandır taşınan bir yük karşısında sistemin kendisini korumaya çalışma biçimlerinden biri olabilir. Ancak elbette bunu yalnızca buradaki bilgiler üzerinden kesin olarak söylemek mümkün değil. Bunun sizin için ne anlama geldiğini, nelerle bağlantılı olabileceğini ve bu döngünün nasıl oluştuğunu birlikte anlamak önemli. Bazen uzun süredir taşınan stresler, zorlayıcı yaşantılar, yoğun duygular veya kişinin henüz anlamlandırmakta zorlandığı deneyimler zihinsel olarak kendisini gösterebilir. Bu nedenle yaşadığınız şeyi yalnızca “hafıza sorunu” olarak görmek yerine, zihninizin ve bedeninizin size ne anlatmaya çalıştığına da bakmak değerli olabilir. Verdiğiniz bilgiler oldukça önemli ipuçları içeriyor. Ancak detaylı bir değerlendirme için bir psikologtan psikolojik destek almanızı öneririm. Özellikle bu durumun ne zaman başladığını, her yıl tam olarak hangi dönemde ortaya çıktığını, o sırada neler yaşadığınızı, hafızanızda nasıl bir değişiklik olduğunu ve geçmişi geriye doğru sararak yeniden yaşama deneyiminizin sizin için tam olarak nasıl gerçekleştiğini detaylı biçimde ele almak, yaşadığınız şeyi anlamlandırmanıza yardımcı olabilir. “Psikoloğa gidemiyorum, anlatamam” demeniz de çok anlaşılır. Fakat terapiye başlayabilmek için her şeyi en başından, eksiksiz ve düzgün bir şekilde anlatabilmeniz gerekmiyor. Belki de şu anda sizden beklenen her şeyi tek başınıza çözmeniz değil; zihninizin içinde sıkışıp kaldığınızı hissettiğiniz bu yerde, bunu biriyle birlikte anlamlandırmaya başlayabilmenizdir. Bazen zihnimizin verdiği tepkiler anlamsız ya da korkutucu görünse de, onları yargılamak yerine merakla anlamaya başladığımızda bize dair önemli şeyler söylemeye başlayabilir. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman yazabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızdan ne kadar zorlandığınızı ve çaresiz hissettiğinizi görebiliyorum. Gerçekten de böyle anlarda ne yapılacağını bilememek, bir yandan ilişkiyi sürdürmek isterken diğer yandan artık katlanamadığınızı hissetmek durumu daha da zorlayıcı hale getirebiliyor. Yazdıklarınızı birlikte ele almak isterim. Öncelikle yaklaşık 5 yıllık bir ilişkiden bahsediyoruz. Bunun 1 yılı da evlilikle geçmiş. Bu kadar uzun bir ilişkinin içerisinde özellikle evlilikle birlikte cinsellikle ilgili ciddi problemler yaşamaya başlamanız ve bunun yaklaşık bir yıldır devam etmesi elbette sizi yıpratmış olabilir. Bir yılda yalnızca 30-35 kez cinsel birliktelik yaşamanız, bu ay hiç yakınlaşmamanız ve sizin bütün bunların yanında eşinizin pornografi kullandığına dair güçlü bir şüphe taşımanız, ister istemez “Benimle ilgili bir problem mi var?” sorusunu da beraberinde getirebilir. Ancak burada bir noktayı özellikle ayırmak isterim. “Eşim ne istediyse yapıyorum” ifadeniz aslında benim de dikkatimi çekti. Burada kendinize şunu sormanız önemli olabilir: Ben gerçekten bunları istediğim için mi yapıyorum, yoksa eşimin cinsel ihtiyacını karşılayarak pornografiye yönelmesini engelleyebileceğimi, ilişkimizi düzeltebileceğimi ya da yeterli olduğumu kanıtlayabileceğimi düşündüğüm için mi kendimi zorluyorum?" Çünkü “yeter ki porno izlemesin, ben onun istediklerini yaparım” gibi bir yere geliyorsanız, burada kendi ihtiyaçlarınız oldukça geri planda kalmış olabilir. Oysa cinsellik iki tarafın da birbirini arzuladığı, isteklerin ve sınırların karşılıklı olarak konuşulabildiği bir alan olmalı. Eşinizin pornografi kullanıp kullanmaması ya da cinsel yaşamınızdaki problemler ne olursa olsun, bunları çözebilmek adına kendinizi feda etmeniz gerekmemeli. Sizin de istemediğiniz şeyleri yapmama, kendi ihtiyaçlarınızı ifade etme ve sınır koyma hakkınız var. Ortada zaten somut olarak yaşadığınız bir problem var: Cinsel yakınlığınız oldukça azalmış, bu durum sizi mutsuz ediyor ve kendinizi yalnız, değersiz veya istenmiyor gibi hissetmenize neden oluyor olabilir. Dolayısıyla sorunun yalnızca “porno” olup olmadığını çözmeye çalışmak yerine, eşinizle aranızdaki cinsel ve duygusal yakınlığın neden bu noktaya geldiğini anlamak gerekiyor. Anlattıklarınızdan, bir noktada kendinizi sorgulamaya başladığınızı ama aynı zamanda “Ben elimden geleni yapıyorum, sorun bende değil” dediğinizi de görüyorum. Öncelikle kendinizi otomatik olarak suçlamamanız çok önemli. Eşinizin cinsel isteği, sizin ne kadar çaba gösterdiğinizin ya da ne kadar “yeterli” olduğunuzun bir göstergesi değil. Dolayısıyla yaşadığınız bu problemi kendi bedeniniz, çekiciliğiniz ya da kadınlığınız üzerinden değerlendirmemeniz gerekir. Belki de şu aşamada sizin için daha önemli olan soru “Sorun tam olarak neden kaynaklanıyor?”dan ziyade, “Ben bu ilişkinin içerisinde ne yaşıyorum ve bu yaşadığım şey benim için ne ifade ediyor?” olabilir. Çünkü siz uzun süredir çabaladığınızı, uyum sağladığınızı ve buna rağmen kendinizi cinsel ve duygusal olarak yalnız hissettiğinizi anlatıyorsunuz. Bu deneyimin kendisi, nedeninden bağımsız olarak dikkate alınmayı hak ediyor. Bir diğer dikkatimi çeken nokta ise eşinizin annesine oldukça bağlı olduğunu, ailesinden yoğun şekilde onay beklediğini ve kendi kararlarını vermekte zorlandığını söylemeniz. Bunların hepsinin evliliğinizin dinamiğini etkiliyor olması mümkün. Çünkü evlilikte kişi fiziksel olarak eşiyle baş başa olsa bile psikolojik olarak ailesinin onayına çok fazla ihtiyaç duyuyorsa, çiftin kendi sınırlarını ve kendi alanını oluşturması zorlaşabilir. Bunun cinsel yaşamınıza nasıl yansıdığını da ayrıca değerlendirmek önemli olabilir. Ancak bunları doğrudan cinsel problemin nedeni olarak kabul etmek yerine, sizin evliliğiniz içerisinde nasıl bir etki yarattığına bakmak daha sağlıklı olacaktır. Daha önce konuyu ima ettiğinizde eşinizin “Sen ne demek istiyorsun, ben sapık mıyım?” şeklinde tepki vermesi de sizin yeniden bu konuyu açmaktan çekinmenize neden olmuş. Bu çok anlaşılır. Çünkü bir konuyu konuşmaya çalıştığınızda karşı tarafın savunmaya geçmesi, insanın bir sonraki sefer kendisini ifade etmekten kaçınmasına neden olabilir. Burada eşinizin gerçekten ne hissettiğini kesin olarak bilemeyiz; ancak sizin açısından önemli olan, rahatsız olduğunuz bir konuyu ilişkide güvenli bir şekilde konuşabileceğiniz bir alanın olup olmadığıdır. Şu anda boşanmayı düşünüyorsunuz. Bunu da küçümsememek gerekir. Fakat şu aşamada size “boşanın” ya da “evliliğinizi mutlaka sürdürün” demek doğru olmaz. Çünkü bu, sadece sizin verebileceğiniz hayatınızla ilgili çok önemli bir karar ve öncelikle sizin ne istediğinizi netleştirmeniz gerekiyor. Belki şu anda kendinize “Boşanmalı mıyım?” sorusunu sormak yerine birkaç farklı soru sorabilirsiniz:“Eşim hiçbir şey değiştirmese, bu evliliği bu şekilde yaşamaya devam edebilir miyim?”“Ben bu evlilikte cinsel ve duygusal olarak neye ihtiyaç duyuyorum?”“Eşim bu problemin varlığını kabul edip çözüm aramaya istekli olursa, ben bu ilişkiyi sürdürmek ister miyim?”“Ben şu anda gerçekten boşanmak mı istiyorum, yoksa artık bu şekilde yaşamaya devam etmek istemediğim için mi boşanmayı düşünüyorum?”Bunların birbirinden farklı şeyler olduğunu görmek önemli olabilir. Ayrıca bir konuyu konuşmak, onu kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine, konuşmak sizin için bir sınır çizmek anlamına da gelebilir. Örneğin “Bu durum benim için artık sürdürülebilir değil ve bununla ilgili bir değişim görmek istiyorum” demek, yaşananları kabullenmek değildir. Eğer bir noktada eşinizle konuşmaya karar verirseniz, konuşmayı doğrudan “Sen porno izliyorsun” şeklinde başlatmak yerine, öncelikle kendi yaşantınız üzerinden kurmanız daha yapıcı olabilir: “Uzun zamandır cinsel hayatımızın bu şekilde olmasından dolayı kendimi yalnız ve değersiz hissediyorum. Bu durum benim için artık görmezden gelebileceğim bir konu değil. Seni suçlamak için söylemiyorum ama bu konuda birlikte bir çözüm aramamız gerektiğini düşünüyorum. ”Burada amaç onu suçlamak ya da itiraf ettirmek değil; sizin yaşadığınız problemi görünür hale getirmek ve onun bu probleme nasıl yaklaştığını görebilmek olabilir. Eğer birlikte çözüm aramaya istekliyse, çift terapisi veya cinsel terapi konusunda çalışan bir uzmandan destek almak değerlendirilebilir. Ancak bunun da sizin üzerinizde tek başınıza taşımanız gereken bir sorumluluk olmadığını hatırlatmak isterim. Eşinizin kendi davranışlarıyla ve cinselliğiyle ilgili sorumluluğu kendisine ait. Son olarak, sizin kendi istek ve ihtiyaçlarınızı da bu süreçte yeniden fark etmeniz çok önemli görünüyor. Çünkü anlattıklarınızda uzun zamandır “Onun ihtiyacı ne, onu nasıl memnun ederim, nasıl davranırsam sorun çözülür?” tarafının oldukça önde olduğunu; “Ben ne istiyorum, ben ne hissediyorum, benim sınırım nerede?” tarafının ise biraz geride kaldığını hissediyorum. Hiçbir evlilik, bir tarafın sürekli kendisini geri plana atarak diğer tarafın ihtiyaçlarını karşılaması üzerine kurulmamalı. Sizin de arzulanmaya, yakınlık görmeye, ihtiyaçlarınızın duyulmasına ve ilişkinizde kendinizi güvende hissetmeye hakkınız var. Bu nedenle şu anda kendinizden hemen bir boşanma kararı vermenizi beklemek yerine, önce kendi sınırlarınızı ve ihtiyaçlarınızı netleştirmenizi öneririm. Çünkü vereceğiniz kararın “artık dayanamıyorum” noktasından değil, “Benim için sağlıklı ve kabul edilebilir olan ilişki biçimi bu” diyebildiğiniz bir yerden gelmesi sizin için çok daha koruyucu olacaktır. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa, her zaman burada olacağımSevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Merhaba sevgili danışan, Yazdıklarınızdan ne kadar yorgun ve yalnız hissettiğinizi fark etmemek mümkün değil. Gerçekten de hayatınız boyunca taşıdığınız yükler düşünüldüğünde, bugün “artık çok ağır geliyor” cümleniz oldukça anlaşılır bir yerde. En başında çocukluğunuz oldukça ağır geçmiş. Sevgiye ve güvene ihtiyaç duyduğunuz bir dönemde yaşadığınız sevgisizlik, şiddet ve yalnızlık duygusu, ilerleyen yıllarda kurduğunuz ilişkilerde de kendinize nasıl bir yer verdiğinizi etkilemiş olabilir. Belki bir noktada “bu kez sevileceğim”, “bu kez hayatım değişecek” umuduyla bir evlilik kurdunuz. Fakat 30 yıl süren evliliğinizin sonunda, uzun yıllar katlandığınız bir ilişkinin içerisinden çıkmayı seçmişsiniz. Bu, geçmişte yaşadıklarınızı küçümsemeden, bugün kendiniz için farklı bir seçim yapabildiğinizi de gösteriyor. Ve yazdıklarınızdan şunu görebiliyorum: Siz hayatınız boyunca hep veren tarafta olmuşsunuz. Çocukken sesinizi kısmışsınız, evlilikte katlanmışsınız, ardından anne olmuşsunuz… Belki de kendinizi çoğu zaman başkalarının ihtiyaçları üzerinden tanımlamak zorunda kalmışsınız. Şimdi çocuklarınız kendi hayatlarını kurmuşken, geriye dönüp “Peki benim hayatım ne zaman başlayacak?” "Ben ne istiyorum?" diye sormanız çok anlaşılır. Aslında bu soru oldukça kıymetli. Çünkü yalnızca ne kadar yorulduğunuzu değil, içinizde hâlâ kendi hayatını yaşamak isteyen bir taraf olduğunu da gösteriyor. Belki de bundan sonraki süreç yalnızca hayatınıza bir “yoldaş” bulmaktan ibaret olmayacak. Elbette sevilmek, birisiyle hayatı paylaşmak, duygusal bir yakınlık yaşamak çok insani ve anlaşılır ihtiyaçlar. Fakat belki ilk kez, kendinizi yalnızca anne, eş ya da bir başkasına destek olan kişi olarak değil; kendi istekleri, ihtiyaçları, merakları, sınırları ve hayalleri olan bir kadın olarak yeniden tanımaya başlayacağınız bir dönem de olabilir. Çünkü geçmişte sevgisiz kalmış olmanız, bundan sonra da sevgisiz kalacağınız anlamına gelmez. Çocukluğunuzda size verilmeyen sevgiyi bugün kendinize vermeyi öğrenmeniz mümkün. Aynı şekilde geçmişte kurduğunuz ilişkilerde yaşadığınız hayal kırıklıkları da gelecekte kuracağınız bütün ilişkilerin aynı şekilde ilerleyeceği anlamına gelmez. Bazen geçmişte öğrendiğimiz ilişki biçimleri, farkında olmadan bugün yaptığımız seçimlere de eşlik edebilir. Bu nedenle bundan sonraki süreçte yalnızca “Hayatıma doğru kişi ne zaman girecek?” sorusuna değil; “Ben nasıl bir ilişkide kendimi güvende ve değerli hissederim?”, “Neye ihtiyacım var?”, “Neye artık razı değilim?” ve “Kendime nasıl bir hayat kurmak istiyorum?” sorularına da bakmak önemli olabilir. Bu soruların cevaplarını verirken kendinizi zorlamayın. Bazen istek ve ihtiyaçlar aynı anda ortaya çıkmasa da, aklınızda geldikçe bir kağıda bile yazabilirsiniz. Bunlar, uzun zamandır yapmak isteyip ertelediğiniz bir şey, tanışmak istediğiniz insanlar, gitmek istediğiniz bir yer, öğrenmek istediğiniz bir şey, kendinize ayırmak istediğiniz bir zaman bile olabilir. Çünkü bazen yalnızlığın içinden çıkmak, hayatımıza hemen birini dahil etmekten önce hayatımızın içerisine yeniden kendimizi dahil etmekle başlıyor. Bir başka küçük adım da her gün yalnızca kendiniz için yaptığınız bir şeyi fark etmek olabilir. Çok büyük değişikliklere ihtiyacınız yok. Tek başınıza bir kahve içmek, yürüyüşe çıkmak, yeni bir yere gitmek, bir arkadaşla iletişim kurmak ya da uzun zamandır ertelediğiniz bir şeyi denemek… Buradaki amaç “yalnız kalmayı sevmeyi öğrenmek” değil. Çünkü sizin ihtiyacınızın yalnızca yalnız kalabilmek olmadığını çok net duyuyorum. Sizin ihtiyacınız bağ kurmak, görülmek, sevilmek ve hayatı paylaşabilmek. Ancak bunu beklerken kendi hayatınızı askıya almak zorunda değilsiniz. Hatta belki kendinize şu soruyu da sorabilirsiniz:“Hayatıma şu an istediğim kişi hiç girmeyecek olsaydı, ben yine de nasıl bir hayat yaşamak isterdim?” Bu soru, umudu kaybetmek için değil; hayatınızın ana karakterinin yeniden siz olabilmeniz için önemli olabilir. Bir de özellikle “uyuyamıyorum” ve “hayat anlamsız geliyor” cümlelerinize de dikkat çekmek isterim. Bunlar uzun süredir taşıdığınız yalnızlığın ve duygusal yükün artık sizi oldukça zorladığını gösteriyor olabilir. Maneviyatınızın size güç vermesi çok kıymetli; fakat bunun yanında profesyonel bir destek almanız da bu yükü tek başınıza taşımamanız açısından önemli olabilir. Özellikle bu anlamsızlık hissi artıyor, günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyor ya da kendinize zarar verme veya yaşamınızı sonlandırma yönünde düşünceler eşlik ediyorsa, bunu mutlaka bir psikolog eşliğinde değerlendirmenizi ve yalnız kalmamanızı isterim. Ve belki bugün kendinize söyleyebileceğiniz en önemli cümle şu olabilir: “Ben sadece anne değilim. Benim de yaşanmamış, merak ettiğim, istediğim ve yeniden kurabileceğim bir hayatım var. ”Belki bundan sonraki süreç, hayatınızın geride kalan kısmını telafi etmeye çalışmaktan çok, bundan sonrasını ilk kez gerçekten kendiniz için kurmaya başlamakla ilgili olacak. Geçmişte size verilmeyen sevgiyi değiştirilmese de; bundan sonra kendinize nasıl davranacağınızı, hayatınızda kimlere yer vereceğinizi ve kendiniz için nasıl bir yaşam kuracağınızı seçme hakkınız her daim var. Tekrardan danışmak istediğiniz bir konu olursa her zaman bana ulaşabilirsiniz. Sevgiyle KalınPsikolog Ecem Bakıner

Devamını Oku...

Değerlendirmeler (49)

UserGizli Kullanıcı2 Eylül 2026 12:38

Teşekkür ederim

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı31 Ağustos 2026 16:52

Nereden başlayacağımı bilemedim. İnanın, çok yoruldum. Cevap yazarken bile bin bir çeşit duyguya girip çıkıyorum; ne oluyor, ne yaşıyorum anlamlandıramıyorum. Bazen her şey normal gibi görünüyor, sonra hop, hayır bu normal değil diyorum. Aynı döngüyü zihnimde tekrar tekrar yaşıyorum. Kendimi sürekli sorgularken buluyorum. Sık sık saçımla oynuyorum, bu beni rahatlatıyor. Dışarıda bunu yapamadığım için rahatlayamıyor, kitleniyorum. Bazen kendimi robot gibi hissediyorum. Psikoloğa gittikten sonra pişman olmaktan ya da bir şeyleri eksik anlatmaktan korktuğum için cesaret edemiyorum. Umarım bir gün gidip anlatacak cesareti kendimde bulurum. Cevabınız için çok teşekkür ederim.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı24 Ağustos 2026 22:58

Çok teşekkürler. Özellikle son zamanlarda kendime bu konuyla ilgili net bir etiket takmam gerektiğini sanıyordum ancak çok fazla gereksiz şeyi hesaba katarak tek yaptığım şey zaten karışık olan kafamı daha da karıştırmak ve henüz şuanda etiket takmak zorunda olmadığımı anlamamı zorlaştırmakmış. Bir süredir bir psikoloğa gitmeyi de düşünüyordum ama ailemin nasıl tepki verceğini bilmiyordum. Onlarla son zamanlarda bir güven problemi yaşıyorum ve gitme sebebimi sorgularsalar diye korkuyorum. Ayrıca sanırım, yanlış hatırlıyor mıyorsam (o zamanki anılarımın çoğunluğu oldukça bulanık veya farkında olmadan silinmiş) kendim araştırmaya çalışırken LGBTQ+ ın ne olduğunu filan öğrendim ve kendileri bu yüzden bu kadar kızdıklarını sanıyorum. Biliyorum kulağa yeterli bir sebep değilmiş gibi geliyor ancak aklıma başka birşey gelmiyor. Yardımınız için ne kadar teşekkür etsem az kalır. Çok teşekkürler.

Cevabı görüntüle →
UserGizli Kullanıcı19 Ağustos 2026 11:20

çok teşekkür ederim. neyi neden yaptığımı ve ne hissettiğim konusunda boşluklar yaşıyor gidip geliyodum biraz olsun kendimi anlamama yardımcı olduğunuz için gerçekten çok teşekkür ederim ♥️

Cevabı görüntüle →