Hamide Güven

Psk. Hamide Güven

İstanbul

Psikodinamik terapi

4.8
(38 Yorum)

Uzman Hakkında

Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden yüksek onur derecesiyle mezun oldum. Lisans eğitimim süresince ve mezuniyetimin ardından farklı klinik kurumlarda stajlar yaparak saha deneyimi kazandım. Teorik bilgilerimi uygulama fırsatı buldum.

Mesleki gelişim yolculuğumda hem yetişkin hem de çocuk odaklı yaklaşımları benimsedim. Bu doğrultuda; Psikodinamik Terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Rüya Çalışmaları üzerine yoğunlaşırken, çocuklarla çalışma alanında yetkinleşmek adına Oyun Terapisi eğitimini tamamladım. Tanı ve değerlendirme süreçlerinde ise MMPI ve Objektif Testler uygulama yetkinliğine sahibim.

Klinik çalışmalarımın yanı sıra, Psychology Times platformunda psikoloji alanında yazılar kaleme alarak güncel literatürü takip etmeye ve bilgi birikimimi paylaşmaya devam ediyorum.

Eğitim

  • Nişantaşı Üniversitesi - Lisans

Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)

  • Psikodinamik Psikoterapi Eğitimi
  • Rüya Yorumlama Atölyesi Eğitimi
  • Aktarım Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Eğitimi
  • MMPI Uygulayıcısı Eğitimi
  • Oyun terapisi eğitimi
  • Objektif testler eğitimi

Uzmanlık Alanları

Depresyon
Obsesif Kompulsif Bozukluk
Anksiyete
Değersizlik / Yetersizlik Hisleri
Stres
Fobi
Duygudurum Bozuklukları
Narsistik Kişilik

Çalışma Ekolleri

  • Psikodinamik Psikoterapi

Cevaplar (153)

Merhaba,Yaşadığınız durumun, geçmişte maruz kaldığınız kilo odaklı zorbalığın bugün bedeniniz ve yeme davranışınız üzerinde ciddi bir etki oluşturduğunu düşündürdüğünü söyleyebilirim. İnsanların kilonuz üzerinden sizi hedef alması sizin sorumluluğunuz değildir; ancak bu deneyimlerin sizde oluşturduğu utanç, kaygı ve yeniden zorbalığa maruz kalma korkusu zamanla kendinize yönelik cezalandırıcı davranışlara dönüşmüş olabilir. Özellikle yemek yedikten sonra yoğun pişmanlık hissetmeniz ve ardından kendinizi kusturmanız, yeme davranışı ile kusma arasında bir döngünün oluşmaya başladığını düşündürmektedir. Kusmanın kilo vermenize neden olduğunu düşünmeniz, bu davranışı anlaşılır veya güvenli hâle getirmez. Aksine, kusmanın kısa vadede bir rahatlama sağlaması davranışın tekrarlanmasını ve giderek güçlenmesini kolaylaştırabilir. Ayrıca tekrarlayan kusma; sıvı ve elektrolit dengesizlikleri, diş ve yemek borusunda hasar ve daha ciddi tıbbi komplikasyonlar gibi riskler taşıyabilir. Bu nedenle yeni başlamış olması önemli bir avantajdır; davranış yerleşmeden profesyonel destek almak uygun olacaktır. Burada yalnızca kilo verme davranışına değil, “yeniden zorbalığın kurbanı olmamak için bedenimi değiştirmeliyim” düşüncesine de çalışılması gerekir. Çünkü asıl sorun bedeninizin yeterince iyi olmaması değil, geçmişte yaşadığınız zorbalığın bugün kendinizi nasıl değerlendirmenizi etkiliyor olması olabilir. Bir psikiyatrist ve özellikle yeme davranışları konusunda deneyimli bir psikologla görüşmeniz uygun olacaktır. Görüşmede kusma davranışını, bir oturuşta çok yeme olarak tanımladığınız durumları, sonrasında yaşadığınız yoğun pişmanlığı ve kilo alma korkunuzu açıkça paylaşmanız önemlidir. Bu durum utanmanız gereken bir davranış değil; değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur.

Devamını Oku...

Merhaba,Bence şu anda yaşadığınız şey, ilişkinizin devam edip etmemesiyle ilgili basit bir kararsızlıktan çok, ayrılığın yaratacağı suçluluk, özlem ve acıya dayanmakta zorlanmanızla ilgili. Çünkü anlattıklarınızdan ilişkinin son iki aydır sizi ciddi şekilde yorduğu, çok fazla tartışma yaşadığınız, karşı tarafın yaptığı hatalar gündeme geldiğinde konunun sürekli sizin geçmişte yaptığınız hataya döndüğü ve bunun sonucunda kendinizi sürekli suçlu hissettiğiniz anlaşılıyor. Buna rağmen ayrılmayı düşündüğünüzde onun yüzünü, başlangıçtaki güzel davranışlarını ve birlikte yaşadığınız güzel anları hatırlamanız çok anlaşılır. Fakat geçmişte güzel bir ilişkinizin olması, bugün bu ilişkinin sizin için sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bence burada kendinize sormanız gereken en önemli soru “Onu hâlâ istiyor muyum?”dan ziyade, “Onun üzülmeyeceğini ve ayrılığın onu kötü etkilemeyeceğini bilseydim, yine de bu ilişkide kalmak ister miydim?” sorusudur. Çünkü siz şu anda belki de ilişkide kalmayı istediğiniz için değil, ayrılığın yaratacağı suçluluk duygusundan kaçmak için tekrar tekrar barışıyorsunuz. Yan yana geldiğinizde her şeyin normale dönmesi de sizi yanıltabilir; yakınlık, alışkanlık ve birlikte geçirilen zaman o an için yaşadığınız kaygıyı bastırabilir. Fakat artık sevgi sözcüklerini kullanmak istememeniz, onun size söylediği güzel hitaplardan bile rahatsız olmanız ve içinizin bunları kabul etmemesi, içinizde ciddi bir kırgınlık ve duygusal uzaklaşma oluştuğunu düşündürüyor. Kendinizi eski hislerinize dönmeye zorlamanız gerekmiyor. Ayrıca onun üzülmesi sizin ilişkinizde kalmanız için bir gerekçe olmak zorunda değil. Birini sevmiş olmanız, onunla sonsuza kadar kalmanız gerektiği anlamına gelmez. Bir insanın sizden ayrıldığı için üzülmesi, sizin ona kötülük yaptığınız anlamına da gelmez. Belki de şu anda ihtiyacınız olan şey hemen bir karar vermekten çok, kendi acınızı da en az onunki kadar önemsemeyi öğrenmek. Çünkü siz de bu ilişkinin içinde uzun süredir acı çekiyorsunuz ve sizin iyi olmanız da en az onun iyi olması kadar önemli.

Devamını Oku...

Merhaba, Anlattığınız durumun merkezinde yalnızca geçmişte yaşanan nude paylaşımı değil, bu olayın sizde oluşturduğu yoğun utanç, ifşa edilme korkusu ve sürekli tetikte olma hali var gibi görünüyor. Yaşanan şey geçmişte kalmış olsa da zihniniz sanki olay hâlâ gerçekleşiyormuş gibi sizi korumaya çalışıyor. Bu nedenle insanlar gerçekten bir şey söylemese bile sürekli kimin ne bildiğini, kimin sizi konuşabileceğini ve ne zaman rezil olabileceğinizi düşünerek kendinizi kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Öncelikle duygusal olarak boşlukta olduğunuz bir dönemde birine hızlı güvenmiş olmanız, sizi saf, değersiz ya da kolay kandırılabilir biri yapmaz. İnsan kendisini yalnız, anlaşılmamış veya duygusal olarak yoksun hissettiği dönemlerde yakınlık ihtiyacını daha yoğun yaşayabilir. O dönemde kurduğunuz ilişki içinde karşılıklı olarak özel fotoğraf paylaşmış olmanız da tek başına sizin utanmanız gereken bir kimlik özelliği değildir. Ancak siz şu anda geçmişte yaptığınız bir davranışı sanki geleceğiniz üzerinde kullanılabilecek sürekli bir koz haline getirmişsiniz gibi görünüyor. Burada dikkat çeken nokta, korkunun artık olayın kendisinden daha geniş bir alanı yönetmeye başlaması. Daha iyi iş tekliflerini sırf o insanların gözüne batmamak için reddetmeniz, kariyerinizde parlayabilecek adımlardan kaçınmanız ve onların hesaplarını sürekli kontrol etmeniz, kısa vadede kaygınızı azaltıyor olabilir. Çünkü görünmez kalırsanız güvende olacağınızı düşünüyorsunuz. Fakat uzun vadede bu davranışlar zihninize şu mesajı veriyor: Evet, gerçekten görünür olmak tehlikeli ve kendimi korumak için hayatımı küçültmeliyim. Bu noktada asıl mücadele onların ne düşünüp düşünmediğini kontrol etmek değil, hayatınızın yönünü korkunun belirlemesini durdurmak olmalıdır. Çünkü siz her kariyer fırsatını onların ihtimal dahilindeki tepkisine göre değerlendirirseniz, o çevreden fiziksel olarak uzaklaşmış olsanız bile psikolojik olarak hâlâ onların hayatınız üzerindeki etkisini sürdürmesine izin vermiş olursunuz. Sürekli hesaplarına bakma davranışı da bu döngüyü besliyor olabilir. Zihniniz kontrol ederek rahatlamaya çalışıyor. Belki bir şey paylaşmışlar mı, sizi konuşuyorlar mı, yeni bir gelişme var mı diye bakıyorsunuz. Ancak her kontrol davranışı, zihninize ortada gerçekten takip edilmesi gereken bir tehdit olduğu mesajını verir. Bu nedenle mümkünse hesaplarını engellemek, sessize almak veya belirli bir süre erişiminizi kısıtlamak önemli bir başlangıç olabilir. Amaç kendinizi zorla unutmaya çalışmak değil, kaygıyı besleyen kontrol döngüsünü azaltmaktır. Kariyer konusunda ise karar verirken kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Bu iş teklifini gerçekten istemediğim için mi reddediyorum, yoksa geçmişimdeki insanların ne yapabileceğine dair korkum mu beni durduruyor? Eğer cevap korkuysa, o kararın sizin geleceğinizden çok kaygınız tarafından verildiğini fark etmek önemlidir. Kariyeriniz, geçmişte yaşadığınız bir ilişkinin sonrasında oluşan sosyal çevrenin sizin hakkınızda ne düşünebileceği ihtimali etrafında şekillenmemeli. Elbette özel görüntülerin izinsiz paylaşılmasıyla ilgili somut bir tehdit, şantaj veya paylaşım girişimi varsa durum farklı değerlendirilmelidir. Böyle bir durumda ekran görüntülerini ve kanıtları saklamak, ilgili platformlara başvurmak ve hukuki destek almak düşünülebilir. Ancak ortada somut bir belirti olmadığı halde zihniniz sürekli en kötü senaryoyu üretmeye devam ediyorsa, burada üzerinde çalışılması gereken şey biraz da belirsizliğe tahammül edebilme ve utanç duygusunun hayat üzerindeki hakimiyetini azaltmaktır. Bence sizin için en önemli nokta şu: Geçmişte yaptığınız bir şeyin bir gün ortaya çıkma ihtimalini sıfırlamaya çalışarak özgürleşemezsiniz. Çünkü zihin her zaman yeni bir ihtimal üretebilir. Özgürleşme daha çok, geçmişinizle ilgili korkularınız olsa bile bugünkü hayatınızı onların etrafında küçültmemeyi öğrenmekle mümkün olabilir.

Devamını Oku...

Merhaba, Uzun süredir devam eden bir değişimden bahsetmişsiniz yazınızda. Öncelikle şunu söylemek gerekir: Duyguları hissetme biçimindeki bu tür değişiklikleri yalnızca tek bir tanı ya da kişilik yapısı üzerinden açıklamak çoğu zaman yeterli değildir. Depresyon her zaman kişinin kendisini belirgin biçimde üzgün, çökkün veya keyifsiz hissetmesi şeklinde yaşanmaz. Bazı kişilerde depresif süreç daha çok duygusal küntleşme, içsel boşluk, çevreyle duygusal temasın azalması ve önceden anlamlı olan şeylere karşı duygusal tepki verememe şeklinde görülebilir. Kişi günlük hayatını sürdürüyor, kendisini sürekli üzgün hissetmiyor ve klasik anlamda hiçbir şeyden zevk alamama yaşamıyor olabilir. Ancak buna rağmen sevinç, üzüntü, yakınlık, özlem veya başkasının duygusuna eşlik etme gibi daha canlı duygulanımlar belirgin biçimde azalır. Bu nedenle kendinizi keyifsiz hissetmemeniz, depresif bir sürecin duygusal yaşamınızı etkilemiş olamayacağı anlamına gelmez. Özellikle depresyon bazı kişilerde yoğun bir üzüntüden çok duygusal sistemin adeta düşük yoğunlukta çalışması şeklinde yaşanabilir. Yine de iki yıldır sevinç ve üzüntü hissedemediğinizi, insanlara karşı duygusal bağınızın belirgin biçimde kaybolduğunu ve başkalarının olumlu duygularına karşı eskiden olduğundan farklı tepki verdiğinizi söylediğiniz için, bunu doğrudan sadece depresyon olarak kabul etmek de doğru olmaz. Şizoid özellikler açısından da çocukluktan itibaren daha yalnız olmanız, duygusal empatinin sınırlı olduğunu hissetmeniz ve kişilerarası yakınlığa ilişkin farklılıklar yaşamanız değerlendirmeye değer olabilir. Ancak önemli bir nokta şu: Siz geçmişte insanlara duygusal bağ hissedebildiğinizi, kendi yaşamınızdaki olaylara karşı sevinç ve üzüntü yaşayabildiğinizi ifade ediyorsunuz. Bu nedenle 26 yaşından sonra ortaya çıkan belirgin duygusal değişimi yalnızca çocukluktan beri var olan bir kişilik yapısıyla açıklamak eksik kalabilir. Daha önceden var olan bir yatkınlık veya kişilik örgütlenmesi, sonradan yaşanan stresörler, hayal kırıklıkları, özgüven kaybı veya uzun süreli umutsuzlukla birleşerek mevcut tabloyu farklılaştırmış olabilir. Duygusal küntlük; depresif süreçlerde, kronik stres ve tükenmişlikte, dissosiyatif savunmalarda, travmatik yaşantılar sonrasında ve bazı başka psikiyatrik ya da nörolojik durumlarda da görülebilir. Ayrıca kullanılan ilaçlar varsa bunların da değerlendirilmesi önemlidir. Bu nedenle iki yıldır devam eden böyle belirgin bir duygusal değişim için yalnızca psikodinamik açıdan değil, psikiyatri değerlendirmesi açısından da kapsamlı bir inceleme yapılması faydalı olabilir. Bence burada asıl soru duygu hissetme yetinizi tamamen kaybedip kaybetmediğinizden ziyade, duygularınıza erişiminizin neden bu kadar belirgin biçimde azaldığıdır. Duygusal sistem çoğu zaman tamamen ortadan kalkmaz; ancak kişi bazı dönemlerde duygularına ulaşamaz, onları tanımlayamaz veya yeterince yoğun deneyimleyemez. Bu nedenle bunu kalıcı ve geri döndürülemez bir kayıp olarak görmemeye çalışın. İki yıldır devam eden bu değişim nedeniyle bir psikiyatrist ve mümkünse uzun süreli değerlendirme yapabilecek bir psikologla görüşmeniz daha sağlıklı olacaktır. Özellikle değişimin ne zaman başladığı, öncesinde hangi yaşam olaylarının bulunduğu, uyku, enerji, dikkat, motivasyon, cinsel istek, bedensel belirtiler ve varsa ilaç kullanımı birlikte değerlendirilmelidir. Tek başına iki seans üzerinden kesin bir sonuca ulaşmak zor olabilir. Sizin anlattığınız durum, daha kapsamlı ve zaman içinde izlenmesi gereken bir tablo gibi görünüyor.

Devamını Oku...