Psk. Hatice Can
Türkiye,Ankara
Online yurt içi / yurt dışı terapi, depresyon , kaygı , uyum bozukluğu, cinsel işlev bozuklukları , cinsel kimlik, ergen terapisi, yetişkin terapisi
Uzman Hakkında
Lefke Avrupa Üniversitesi Psikoloji (İngilizce / Tam Burslu) mezuniyetimin ardından, edindiğim teorik bilgileri kamu ve özel sektördeki klinik stajlarımla pekiştirdim. Klinik Psikoloji yüksek lisans sürecim devam ederken ,Sırbistan’da Uluslararası Klinik Psikoloji Süpervizyon sürecimi tamamlayarak yetkinliğimi uluslararası düzeye taşıdım.
Kariyerim boyunca klinik çalışmalarımın yanı sıra çeşitli kurumsal akademilerde mülakat koordinatörlüğü görevini üstlenerek insan davranışlarını kurumsal ve bireysel perspektiflerden değerlendirme fırsatı buldum.
Uzmanlık ve Terapi Ekolleri
• Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
• Şema Terapi
• Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
• Madde Bağımlılığı Eğitimi (NAADAC)
• Oyun Terapisi & Stres Yönetimi
• MMPI, Projektif ve Objektif Testler Uygulayıcısı
Eğitim
- Lefke Avrupa Üniversitesi - Lisans
- Yakın Doğu Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Oyun Terapisi
- Stres Yönetimi
- Projektif ve Objektif Testler
- BDT
- Şema Terapi
- Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
- MMPI
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi
- Kısa Süreli Çözüm Odaklı Terapi
- Şema Terapi
- Oyun Terapisi
Cevaplar (67)
Sevgili danışan; İlişkide "temas etme isteği" ve "yanında tamamen kendin olma " varlığı çok değerlidir. Bunlar bir güven alanı oluşturulduğunu gösterir. Ancak, bu güven alanına rağmen hissettiğiniz boşluk, iki farklı duruma işaret edebilir: İdealize Edilen ile Gerçekleşen Farkı: Sosyal medyada başlayan ilişkilerde bazen zihinsel bir beklenti veya "olması gereken" bir ilişki modeli kurarız. İlişkinin rutine girdiği 5. ayda, zihninizdeki o "ideal" ile gerçekteki "partneriniz" arasındaki makas açılmış olabilir. Duygusal Uyumsuzluk: Yanında makyajsız olabilmek, partnerinizle "rahat" olduğunuzu gösterir; fakat bu, "tutku" veya "derin duygusal bağ" için tek başına yeterli değildir. Belki de partneriniz size konforlu bir liman sunuyor ancak ruhsal olarak sizi besleyen, heyecanlandıran veya entelektüel olarak tetikleyen taraflarınızla tam bir temas kuramıyorsunuz. Evlilik düşüncesi sizi korkutuyor çünkü evlilik, "son karar" mekanizmasını tetikler. Şu an kendinizi "sevip sevmediğinizi" sorgulamanızın altında, aslında bu ilişkinin geleceğine dair sorumluluk alma kaygısı yatıyor olabilir. "Aşık değilim" diyorsunuz. Aşkın tanımını nasıl yapıyorsunuz? Eğer aşkı sadece yüksek dopamin, belirsizlik ve yoğun heyecan olarak kodladıysanız, güvenli ve huzurlu bir ilişki size "sevgi" gibi gelmeyebilir. Ancak, sevgi aynı zamanda bir karardır; sadece bir duygu durumu değildir. 5 ay, birini tam anlamıyla tanımak için oldukça kısa bir süredir. Hemen "evlilik" gibi büyük bir karar noktasına odaklanmak, ilişkinin doğal sürecini sabote edebilir. Kendinize "Şu an evlenmek zorunda mıyım?" sorusunu sorabilirsiniz. Cevap yüksek ihtimalle hayır. O zaman, "Bugün, bu kişiyle vakit geçirmek bana iyi geliyor mu?" sorusuna odaklanabilirsiniz. Partnerinizin yanında kendiniz gibi davranabiliyorsunuz. Bu çok kıymetli bir özellik. Peki, o yokken hayatınızda ne eksiliyor? Onu özlüyor musunuz, yoksa sadece "birinin varlığına" mı alışıksınız?O boşluk hissi partnerinizden mi kaynaklanıyor, yoksa kendi iç dünyanızdaki kariyer, bireysel hedefler, geçmişten gelen beklentiler karşılanmamış bir ihtiyaçtan mı? Bazen partnerimizi bir "mutluluk kaynağı" olarak konumlandırırız ve bizi tam doldurmadığında "demek ki sevmiyorum" sonucuna varırız. Oysa partner, sizin boşluklarınızı kapatan bir yama değil, hayatınıza eşlik eden bir bireydir. Desteğe ihtiyacın olduğunda, senin için buradayım. ..
Sevgili danışan; senin şu an yaptığın şey, o kızla gerçek bir rekabet değil; zihninde yarattığın bir "ideal benlik" ile kendi "mevcut benliğini" karşılaştırmak gibi görünüyor. O kız, senin için o an sadece bir insan değil, "senin sahip olamadığını düşündüğün özelliklerin" sosyallik, güzellik, başarı bir sembolü haline gelmiş olabilir. Bilmediğin birini "daha iyi" olarak konumlandırmak, aslında senin kendinle ilgili yetersizlik hislerinin bir dışa vurumu olabilir. Bilinmeyen her zaman zihinde kusursuz olarak kurgulanmaya müsaittir; çünkü gerçek bir insanın kusurları, kötü günleri veya seninle kıyaslanamayacak kadar farklı bir hayat öyküsü olduğunu görmezsin. Reddedilmek, insan zihninde genellikle "yeterince iyi olmama" inancını tetikler. Bu durum, özsaygının dışarıdan gelen onayla yani o kişinin seni seçmesiyle dengelenmeye çalışılmasına neden olur. İletişim kopsa bile, zihninde o kişiye hala bir değer biçiyor ve onun hayatındaki kadını "kazanan" olarak kodluyorsun. Oysa ilişki dinamikleri matematiksel bir "daha güzel/daha zeki" denklemiyle yürümez; tamamen uyum, zamanlama ve kişisel tercihlerle ilgilidir. Kıyaslama yaparak aslında kendi değerini bir başkasının tercihine endekslemeye devam ediyor olabilirsin. Stalklamayı bırakmış olman çok önemli ve sağlıklı bir adım. Ancak zihinsel "stalking" devam ediyorsa, şu teknikleri uygulamayı deneyebilirsin: Örneğin iyi tanımını zihninde yeniden yapılandırabilirsin. "Daha sosyal" veya "daha başarılı" gibi ifadeler çok sübjektiftir. Senin için "başarı" tanımı ne? Onun neyi başardığını biliyor musun? Muhtemelen hayır. Zihnin seni korumak için değil, geçmişteki reddedilme acısını anlamlandırmak için bu boşlukları dolduruyor olabilir. Duyguyla savaşmak yerine; onun sadece bir "düşünce kalıbı" olduğunu, gerçek bir veri olmadığını kendine söyleyebilirsin. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım. .
Sevgili danışan; şu an içinde bulunduğun bu yoğun ve boğucu hisleri, kendinle olan çatışmanı ve o kıyaslama döngüsünün yarattığı ağırlığı duyabiliyorum. 18 yaş, hayatın hemen her alanında "olma" ve "yetişkinliğe adım atma" sancılarının en yüksek olduğu, zihnimizin hem çok keskin hem de çok acımasız olabildiği bir dönemdir. Kendine güvenememen, potansiyelini bir engel gibi hissetmen veya sürekli kıyaslama yapman, aslında "eksik" veya "yetersiz" olduğun için değil; zihninin seni korumaya çalışan savunma mekanizmalarının yanlış bir şekilde çalıştığı için olabilir. Gel, bu durumu psikolojik bir çerçeveye oturtalım ve ne yapabileceğine bakalım: İnsanlarla kendini kıyaslarken, onların sadece "vitrinine" yani herkese gösterdikleri, başarılı, mutlu veya sorunsuz anlarına bakıyorsun. Kendi iç dünyanda ise "sahne arkasını" yaşıyorsun; yani tüm korkularını, kaygılarını ve içsel çalkantılarını görüyorsun. Başkalarının sahne arkasını görmeden, kendi sahne arkasını onların vitriniyle kıyaslamak, kendine yapabileceğin en büyük haksızlıktır. Onların da kendilerinden şüphe duydukları, yetersiz hissettikleri anlar mutlaka var, sadece bunu dışarı yansıtmıyorlar. Bir işe başlarken başarısız olma korkun, aslında o işi "mükemmel" yapma arzundan kaynaklanıyor olabilir. Hata yapmaktan korktuğun için "hiç yapmamak", hata yapmaktan daha güvenli geliyor zihnine. Mükemmel" değil, "tamamlanmış" olana odaklanabilirsin. Kendine hata yapma izni ver. 18 yaşında hata yapmak, bir sonraki adımın en öğretici verisidir. Başarısızlık bir kimlik değil, sadece bir deneyimdir. Kendini sevememen, muhtemelen zihninde sürekli eleştirel bir sesin konuşmasından kaynaklanıyor. Kendine, en yakın arkadaşına gösterdiğin şefkatin onda birini bile göstermiyorsun. Bugün kendine şunu sorabilirsin: "Eğer çok sevdiğim bir arkadaşım benim şu an hissettiğim şeyleri hissetseydi ve bana gelip 'ben bir işe yaramazım' deseydi, ona ne derdim?" Muhtemelen ona çok nazik ve destekleyici yaklaşırdın. İşte bu sesi, kendi içsel konuşmalarına dahil etmen gerekiyor olabilir. Desteğe ihtiyacın olduğunda, senin için buradayım. ..
Sevgili danışan; duygusal kontrol, duyguları yok etmek değil, aradaki süreyi yönetmektir. İnsanların seni manipüle etmesine izin veren şey, "tetiklenme" anında verdiğin otomatik tepkiler olabilir. Biri senden bir şey istediğinde veya duygusal bir manipülasyon yaptığında, hemen cevap vermek yerine bekleyebilirsin. 5 saniyelik bir duraksama, beyninin duygusal merkezinden mantıksal merkezine geçiş yapmasını sağlar. Bu boşluk, senin güç alanındır. "Şu an buna hemen cevap veremem, düşüneceğim" cümlesi, en güçlü sınır belirleme aracıdır. İnsanlar seni kullanmasından ziyade sen, kendi sınırlarının belirsizliğiyle onlara bir "kullanım alanı" sunuyor olabilirsin. Bu durum genellikle "uyumluluk ihtiyacından" kaynaklanır. İnsanların seni sadece "işlerine yaradığında" sevdiğine dair gizli bir inancın varsa, bu durum seni verici olmaya zorlar. Senin "onay alma" ihtiyacını konuşacak olursak sen, "iyi insan" olarak kalmak için hayır diyemiyorsun; onlar da bu tutarsızlığını kendi çıkarları için bir kaldıraç olarak kullanıyorlar. Duvar dediğimiz olgu insanları tamamen dışarıda tutar, yalnızlaşmana sebep olur. Sınır ise nereye kadar kabul edeceğini, nerede duracağını belirlediğin esnek bir geçiş alanıdır. Birisi senden bir şey istediğinde şu üç soruyu sorabilirsin: 1)Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum? 2)Bu benim vaktimden, enerjimden veya psikolojik sağlığımdan ne çalıyor? 3)Karşılığında ne alıyorum (veya almam gerekiyor mu)? Gelelim hayır deme konusuna. .. "Hayır" bir cümle değildir, bir bütündür. Açıklama yapma zorunluluğuna sahip olmadığını kendine öğretmen faydalı olcaktır. Ne kadar çok açıklama yaparsan, karşı tarafa "beni ikna etmen için fırsat veriyorum" mesajını o kadar çok gönderirsin. Güven, birine "emanet edilmek" değil, kişinin karakterini "gözlemleyerek" ona güvenme payı vermektir. İnsanları hayatına ve duygusal alanına "test ederek" alabilirsin. Küçük sorumluluklar verebilir, küçük sırlarını paylaşabilirsin. Eğer o küçük alanlarda seni yarı yolda bırakırlarsa, büyük konularda da bırakacaklarını önceden anlamış olursun. Yarı yolda kalmak bir sürpriz değil, bir "veri" olur. Desteğe ihtiyacın olduğunda senin için buradayım. .. .